susmak


şu dünyadaki en büyük meziyet susmak.
gün be gün ve her tekrar edişimle birlikte, konuşmak denen şeyin, kendini ifade etmeye çalışmanın ne kadar da anlamsız olduğunu daha iyi anlıyorum. ama bu maalesef deneyip deneyip yanılmama ve her seferinde daha çok krılmama engel olmuyor.

evet susmak en büyük meziyet.
ne kadar susarsanız, o kadar çok çabalıyor insanlar sizi anlamak için.

her ağzımı açtığımda, hissettiklerimi her anlatmaya çabalayışımda, o ezik halime, "shut the fuck up!" diye bağırasım geliyor var gücümle.

şimdi, lütfen lanet çeneni kapa.

Karmakarışık Haller



Facebook fotoğraf albümü ismi gibi oldu bu başlık ama konu tam da bu aslında :)

10 gün kadar önce annem-babam geldi memleketten, 3-4 gün bizimle kaldılar. Akşamları salonda oturup televizyon izliyorlardı. Ben de hiç alışık değilim salonda oturup TV izlemeye. Darılmasınlar diye biraz vakit geçireyim dedim yanlarında ama nafile. İşte o zaman fark ettim durumu.

Ben hiçbir şey yapmadan TV karşısında oturmaktan inanılmaz rahatsız oluyorum!

Bhagavad Gita Üzerine


Krishna - Arjuna - Bhagavad Gita

Öncelikle şunu söylemeliyim; Tanrı (Yaratan) inancını tamamen reddetmiş bir ateist için  Bhagavad Gita’yı okumak ve anlamaya çalışmak gerçekten çok zor.

Eğitmenlik kitabında Ramesh’in yorumuyla paylaşılmış bölümleri iki defa okudum, hatta bazı bölümleri  iki defadan çok kez. Ve ilk vardığım kanı mutlaka tüm destanı baştan sona okumam gerektiği oldu. Çünkü okuduğumuz şey matematiksel bir kavram olmadığından, yani tutupta 2+2 = 4  şeklinde kanıtlanabilir bir gerçeğe ulaşamayacağımızdan; “Burada anlatılmak istenen budur”, “Bunu şöyle anlayabilirsiniz ancak aslında demek istenen şu” şeklinde bir yönlendirme bana doğru gelmedi, hatta beni rahatsız etti. Demek istediğim Bhagavad Gita ile ilgili tek bir somut gerçek olamayacağı, Bhagavad Gita ile ilgili (her ebedi metinde olduğu gibi) her kimsenin kendi anladıkları ve kendi gerçekleri olacağı... Her yorum birbirinden farklı olacaktır elbette, tek bir doğru olamaz. (Tabi daha sonrasında bu yorumların Ramesh’in -kişisel- yorumları olduğunu idrak ettim, bunu idrak etmekle birlikte “Buradan şunu anlamanız gerekiyor” şeklindeki tutumlara her zaman karşı çıkacağım J )

Madde 6 - Yoga eğitmeni ol ve en azından 2 hafta inzivaya çekil - Part 1



Listemdeki 6 madde Yoga Eğitmeni olmaya dair.

Daha Yoga eğitmeni olamadım elbette ama eğitmenlik eğitimine başladım Kasım ayında.

Türkiye'nin en iyi Yoga hocalarından sevgili Mey Elbi, Jiva Yaşam Atölyesi'nde "Vinyasa Akışı Temel Hocalık Eğitimi"ni veriyor; ne şanslıyım ki bu eğitimde ben de onun 10 öğrencisinden biri olma şansını yakaladım.

Öncelikle şunu söylemeliyim; insanın gerçekten istediği bir konuda eğitim alması öylesine güzel bir duyguymuş ki! Yıllar sonra ilk defa yeni birşeyler öğrenmenin tarifsiz keyfini yaşıyorum.

Harika insanlarla tanıştım, harika hocalarım var, harika bir hocaya asistanlık yapıyorum... (Tek tek ifşa etmeyeyim şimdi isimlerini ama emin olun onlar kendilerini biliyorlar :) )

6 ay devam edecek bu eğitim süresince bol bol icra edeceğimiz yoga haricinde pek çok yazılı ödevlerimiz de olacak. Niyetim hem deneyimlerimi hem de bu ödevlerimi sizlerle de paylaşmak.

İlk ayın 2 ödevini bundan önceki yazılarda paylaştım bu akşam; Hermann Hesse – Siddhartha kitap raporu ve OM Mantrası üzerine bir deneme yazısı...

16 Ocak'tan itibaren daha sık görüşmek dileğiyle ;)

Namaste!


OM Mantrası



OM mantrası yoga ile ilgili – ilgisiz herkesin bildiği (bildiğini sandığı) ama aslında en yanlış bilinen konu...

Yoga ile ilgili en büyük önyargılardan birinin de sebebi sanıyorum çünkü hiç yoga dersine katılmamış bir insan (nasıl bu inanca kapıldıklarını bilmemekle birlikte) sanıyor ki biz bir odaya toplanıp bütün gün meditasyon yapıp OM söylüyoruz, hatta şöyle diyorlar; “1 saat oturup MMmMMmM lamaktan sıkıl mıyor musunuz?
Ben de ödev verilene dek OM hakkında hiç okumamıştım, mantra nedir o konuda da çok bilgim yoktu. En basit şekliyle eğer birisine mantrayı ve OM’u anlatmak isteseydim şöyle derdim, Mantra’yı dua olarak, zikir olarak yorumlayabilirsin, bu durumda OM’da besmele olur.
OM’u anlamakta, anlatmakta zor benim için. Çünkü zaten öyle bir kavram ki bunu anladığımızda çoğu şeyi çözmüş olacağız.

Hermann Hesse – Siddhartha



Hermann Hesse ismini çocukluğumdan beri biliyorum.

Benim hayatım hep filmlerle, kitaplarla ve müzikle iç içe olmuştur. Hatırladıklarımı hep bunlarla birlikte hatırlarım. Anladıklarımı bunlarla anlarım. Anlatırken hep bunları kullanırım.

Daha ortaokula giderken ben -ki mistik doğu kültürüyle tanışmam bu döneme rastlar*- duymuştum Hermann Hesse ismini. Çünkü kendimi hippie sanıyordum ve biliyordum ki ’60 – ’70 yılların hippie gençliğinin el kitabı olan “Siddhartha”nın yazarıydı Hesse. Ve Nobel ödüllü bu kitabı okumaya da daha o zamanlar karar vermiştim.

Hesse’nin “Doğu’ya Yolculuk” kitabını okumuştum daha önce (ve anlamamıştım açıkçası). Siddhartha’yı da alalı bir süre oluyor, kitap evde okunmayı bekliyordu, kısmet bu eğitimeymiş demek ki...
Bu kitabın bize hissettirdikleri üzerine yazmamız gerekiyor ya hani... Benim ilk hissettiğim kesinlikle hüzün oldu. ( Ve şimdi, şu anda da bunları yazarken korku hissediyorum, anlamamış olmanın korkusunu.)
Siddhartha bir yol kitabı; yolculuk kitabı daha doğrusu. Kişinin tüm hayatı boyunca devam eden, kendini bilmeye ulaşmaya çalışan bir yolculuk.

2012'ye Saatler Kala

2011 benim için olduğu kadar herkes için kötü bir yıl oldu sanırım. Aslında benim için de çok güzel gelişmelerin olduğu ama işimin hayatımı çekilmez kıldığı bir yıl oldu. 
2012'den sevdiklerimle daha fazla birlikte olabilmeyi, yogaya istediğim kadar çok zaman ayırabilmeyi, huzurlu bir işi ve ispanya'da bir balayı(!) diliyorum :) 
Herkes için ise özgürlük ve huzur dolu...

Kimsin?


Hayatta karşıma çıkan en zor sorulardan birinin "Kimsin?" olacağını nereden bilebilirdim ki?
Peki siz biliyor musunuz kim olduğunuzu?

Tank Girl'ü izlediğimizde saçlarım mordu.


Bir Kasım akşamı olmalı. 2004. Post Apokaliptik filmer haftası yapıyoruz sinema kulübünde.


Filmi pek hatırlamıyorum. Ama o geceyi hep gülümseyerek hatırlıyorum. 
Sıcacık bir hisle.

Madde 11 - Büyükada'da bir geceni geçir.

Listemde gerçekleştirdiğim ilk madde bu oldu :)

Çam ağaçları arasından koyun manzarası
Geçtiğimiz haftasonu, Büyükada Yörükali tesislerinde 1 gecemizi geçirdik. Çok fazla bir şey beklemeksizin ve çok bir hazırlık yapmadan gittik. Beklentimiz az olunca aldığımız keyifte fazla oldu. Bir defa ortam çok güzel, Büyükada'nın diğer yerlerine göre çok daha sessiz ve sakindi. Eylül'ün yarısına gelmiş olmamıza rağmen hava çok güzeldi, denize girebildik ve deniz hiçte söylendiği gibi kirli değildi. Bir de merkezda yolumuzu ararken meyve şarabı satan bir dükkana rastgeldik (smyrna şirince), sahibinin yakın ilgisiyle çeşitli şaraplar deneyip yabanmersini şarabında karar kıldık. Bu şarap gecemize oldukça tat kattı:)