Juno; Bir 'Kendini İyi Hisset' Filmi

20 Mart 2008 Perşembe


Oscar adaylıkları ve kazandığı diğer ödüller ile kendinden bahsettiren “Juno” 21 Mart’ta ülkemiz sinemalarında gösterime girdi. En iyi yonetmen, en iyi orijinal senaryo, en iyi film ve en iyi kadin oyuncu dallarında oscara aday olan film, en iyi orijinal senaryo dalında oscar kazandı. Ayrıca Spirit ödüllerinin bu yılki galibi olan Juno, ‘En İyi Film’, ‘En İyi Kadın Oyuncu’, ‘En İyi İlk Senaryo’ dallarında ödül aldı. Ödüller, adaylıklar saymakla bitmiyor ama nedir bu filmi bu kadar çekici kılan?

Juno’nun yönetmeni Jason Reitman. Film severler yönetmenin ismini “Thank you for Smoking” filminden hatırlayacaklardır. 2006 yılı Filmekimi’nde gösterilen film farklı senaryosu ve ironik yaklaşımıyla oldukça beğeni toplamıştı. Juno için Reitman’ın ilk önemli başarısı demek yanlış olmayacaktır.

Ana karakterimiz “Juno” (İsmini bir yunan mitoloji karakterinden alıyor, Zeus’un tek nikahlı karısından) 16 yaşında biraz aykırı, fazlasıyla zeki ve dolayısıyla uyumsuz, oldukça sivri dilli bir genç kız. Bu noktada belirtmeliyim ki Ellen Page’in canlandırdığı ‘Juno’ karakteri bana feci şekilde Dead Like Me isimli dizisinin Gorgia’sı Ellen Muth’u anımsattı. Hatta ondan esinlenerek oluşturulduğu bile iddia edilebilir. Aynı ukalalık, aynı ağzı-bozukluk, aynı hal hareketler, aynı memnuniyetsiz yüz ifadesi, aynı şekilde yapılan kendi kendine konuşmalar. Ben her ne kadar çok tatmin olmasam da; ödüller, adaylıklar ve söylenenler Ellen Page’in Juno rolünde oldukça başarılı olduğunu ortaya koyuyor, bana da saygı duymak kalıyor bu noktada. Zaten Ellen Page daha önce boy gösterdiği X-Men 3 teki Kitty rolüyle çok sevilmiş, Hard Candy filmindeki performansıyla ise kendine hayran bırakmıştı.

Filmimizin hikayesine geri dönecek olursak, Juno en yakın arkadaşıyla bir öğleden sonra (kendi iddiasına göre TV’de izleyecek bir şey olmadığından, sıkıntıdan) girdiği ilişki sonucu hamile kalıyor. Benzer –klasik- hikayelerde olduğu üzere önce çocuğu aldırmaya karar veriyor ancak yine benzerlerinde olduğu gibi korkup vazgeçiyor. Özellikle kürtaj kliniği ve klinikten kaçış sahneleri tam olarak beklenilen ve bir yerlerden hatırlanan cinsten, yani klişe. Daha sonra Juno bebeği evlatlık vermeye karar veriyor ve asıl hikaye böyle başlıyor da diyebiliriz. Çünkü bebeği evlat edinmek isteyenler tuhaf bir aile- tüm gençliği paketlenip bodruma kaldırılmış rocker baba ile donuk, mimik yoksunu resmen kötü oynamış anne rolünde Jennifer Gardner. Juno’nun çocuğunun müstakbel üvey babasıyla garip bir yakınlaşma içine girmesi ise filmimizin düğüm noktasını oluşturuyor ki sonrasında bildiğimiz şeyler; kendini ve gerçek aşkı buluş ve mutlu son. Aslında mutlu son ile ilgili çokta doğruyu söylemedim. Yani öyle beklediğiniz gibi bir mutlu son olmuyor. Bebek, gerçek anne ve babası bir aile olmuyorlar yani. Çocuk evlatlık veriliyor. Filmin tek şaşırtıcı kısmı bu oldu sanırım benim için. En beklenmedik nokta. Ancak “En İyi Orijinal Senaryo” dalında ödül alabilmek için yeterli bir şaşırtmaca olduğunu düşünmüyorum.

Filmin tanıtımında büyümenin zorluklarıyla ilgili sıradışı bir komedi diyor ancak sanırım bu filmin alt metininde anlatılmak isteneleri biraz küçümseyen bir ifade olmuş. Film gerçekten hoş, eğlenceli ( çok eğlenceli değil, biraz gülümseten ama kahkaha attırmayan cinsten) bir gençlik filmi. Ama insan (yada bir türk genci demeliyim bu noktada) 16 yaşında hamile kalan ve bebeğini evlatlık vermeye karar veren “olgun” bir genç kız ile özdeşleşmekta güçlük çekiyor, bizi en çok zorlayan kısmı da bu oluyor sanırım. Juno’yu anlayamıyoruz ama ailesini hiç anlayamıyoruz. O yaşta karşısına geçip baba ben hamileyim ama bebeği doğurup evlatlık vericem diyen bir kız ve ona bu konuda anlayış gösterip kararlarına saygı duyarak olgunluğunu kabullenmiş bir şekilde “sakin” davranan bir anne-baba. Bence ilk sorun 16 yaşında bir genç kızın olgun davranamayacak olması yönünde. Sanırım hiçbirimiz 16 yaşında çocuk sahibi olup onu evlat veren ve hayatına hiç bir şey olmamış gibi devam edebilecek bir insan olabileceğini hayal edemeyiz. İşte bu noktada Juno’nun hikayesi gerçekçi gelmiyor insana. Hem juno’nun verdiği karar hem de buna ses çıkarmayan ailesi yüzünden. Diğer taraftanda filmde Juno’nun bebeği aldırmaktan vazgeçmesi, sanki kürtajı onaylamayan klisenin gözüne girmek için yapılmış bir hamle gibi. Genç yaşta hamilelik, kürtaj, evlatlık verme, vs.. gibi konularda uzunca etik tartışmalara girilebilir ama uzutmamakta fayda görüyorum.

Sonuç olarak “Juno” sevimli bir pazar öğleden sonrası filmi ama… o kadar.
Filmin en az “Catch Me if You Can” kadar harika bir jeneriği ve Juno’nun en az kendisi kadar sevimli müzikleri olduğunu da eklemek isterim.

0 yorum: