Şubat

26 Şubat 2009 Perşembe

Ey Şubat ayı;

28 günün 26sında bize bütün 2009a yetecek kadar dert, tasa, üzgünlük, mutsuzluk yaşattın.

Hepsini bi kere de aradan çıkarttığına göre, bundan sonrası süper geçecek diye umut edebiliriz değil mi?

Rakı

25 Şubat 2009 Çarşamba

Ne kadar üzgün olduğumu gösterebilmek için oturup bi büyük içebilmek isterdim.

Ama kokusuna bile katlanamıyorum maalesef. İçkiyle aram hiç bir zaman çok iyi olmadı - bir dönem hariç. O dönem de; kolum-bacağım titremeye başlayıp doktor "Alkolden yada uyuşturucu yüzünden olabilir.." dediği anda son buldu zaten.

Rakı içemeyen bir kadına bir erkeğin saygı duyması imkansız gibi görünüyor. Hele ki üzüldüğünüzde sarhoş olmuyorsanız.

Neler İzledim? - 2 (Pek çok farklı dizi hakkında feci şekilde spoiler içerir, küfretmeyin sonra)

23 Şubat 2009 Pazartesi

Fringe 1X9 The Dreamscape
1X10 Safe
1X11 Bound
1X12 The No-Brainer

Pazar günümü 4 bölüm Fringe izleyerek değerlendirdim. 2 bölüm sonra Amerika ile eşzamanlı olarak izlemeye başlıyorum demek oluyor bu.

The No-Brainer hariç oldukça heyecanlı bölümler izledik. Olivia ile eski bir mevzusu olan bir gıcık "Denetleyici", bir adet kardeş ve onun kızı, bir adet eski sevgili, bir adet belalı eski sevgilinin yeni sevgilisi, bir adet acılı anne dahil oldu mevzuya. İçimden bir ses Olivia'nın kardeşi kızını ona bırakıp kaçacak diyor ya da o kızda bir tuhaflık var. Kim iyi kim kötü, kim kimi kolluyor, neler oluyor neler bitiyor iyice kafam karıştı Loeb'in Olivia'ya "Biz seni korumaya çalışıyorduk" diye bağırmasından sonra. Bi de bu insanları ellerinden kollarından yada ne biliğim topuklarından vursanız olmuyor mu yahu, ille alnının ortasından mı vurmanız lazım? Bilgi alınabilecek herkesi patır patır öldürüyosunuz.. Cık cık cık :)

The No-Brainer asıl mevzudan farklıydı, yaşanan ilginç durumun "Düzen"in işi değildi. Ya da öyleydi daha sonra öğrenicez. 3 cinayet işlendi, 1. ve 3. sünün katille olan ilişkisini öğrendik, peki 2. cinayet; o araba satıcısının elemanla ne mevzusu vardı acaba? Ben oldukça merak ettim. püf.
Bir de, o bilgisayardan el çıkması muhabbeti falan bana fena halde "Ring"i hatırlattı. O kadar büyük prodüksiyon yapıyorsunuz, biraz daha özgünlük lütfen.

Peter'ın geçmişi peşini bırakmıyor. Ama bu işin altından pek hayırlı insanlar çıkmayacağı için çok merak ettiğimi söyleyemem. Ne zaman Olivia ile öpüşecekler onu merak ediyorum ancak sanki Olivia'dan önce kardeşiyle işi pişirecek gibi Peter.

(Almanya'da hastanede geçen bölümlerde avukatı oynayan eleman The Tudors dizisinde Thomas Cromwell rolünü oynayan James Frain. Gözümüzden kaçmadı, ayırca çok zayıflamış kendi. Bu arada, The Tudors 3. sezonu nerede kaldı, bilen var mı?)

Not: Dün akşam fark ettiğim üzere, Battlestar Galactica'nın 4. sezonundan 2 yeni bölüm yayınlanmış. Çok yakında burada..

"Japonya" için Faydalı Bilgiler

20 Şubat 2009 Cuma

* Japonya çok pahalı bir ülke. Daha özelleştirirsek, Tokyo çok pahalı bir şehir. 1 yen 0.01801 türk lirası.

* Taksi ücretleri de oldukça pahalı hemen her şey gibi. Açılış 760 yen. Yaklaşık 14 Türk Lirası. Taksilerin büyük çoğunluğunda kredi kartı geçiyor. Hepsinde GPS var gideceğiniz yerin adresini yada telefon numarasını vererek istediğiniz yere ulaşabilirsiniz. Ancak, %95 ingilizce bilmiyor dolyaısıyla söylediğinizi anlamıyorlar. İngilizce anlamadıkları gibi latin harflerini okuyamıyor da olabilirler, dolayısıyla Ja
ponca yazılmış şekilde gösterin gitmek istediğiniz yeri ;)

*Taksiciler kesinlikle çok dürüst, aman dolaştırdı mı, aman yanlış yere mi götürdü, aman kazıklandım mı diye boşuna düşünmeyin. Bi hata yaparlarsa, hemen taksimetreyi sıfırlıyorlar.

*Havaalanından Shibuya'ya taksi 350 ytl civarı tutuyormuş. (Shibuya, Taksim gibi merkezi bir yer. Oteller
bulunuyor çevresinde.) Taksi değil de toplu taşıma aracı kullanmak isterseniz, airbus limousine denilen otobüslerler var, havaalanının içinden bilet alabilirsiniz. Danışmaya gitmek istediğiniz oteli söylüyorsunuz o otel için binmeniz gereken numaralı otobüse biletiniz kesiliyor. Biz Shibuya Excell Hotel için 3000 yen verdik otobüs biletine. (56 TL) Mesafeye göre para değişiyor mu bilmiyorum. Yolculuk 1-1.5 saat sürüyor. Otobüsler çok konforlu değil ama dakik, otelin içine kadar bırakıyorlar sizi. Ayrıca içlerinde tuvalet var.

*İnsanlar ingilizce bilmiyor. Danışmada oturanlar ingilizce bilmiyor. Taksiciler ingilizce bilmiyor. İngilizce bilinmediği gibi, açıklamalar da ingilizce yazılmıyor. Hatta latin harfi bile kullanılmıyor.
Metroda nereden bilet alınacağını vs. bulmak çok zor.


*Metroda bir hat için alı
nan bilet 270 yen. Yaklaşık 5 ytl!

*Elektrik prizleri bizim Türkiye'de kullandıklarımız gibi değil. Laptop, telefon şarjı vs. için bir converter almanız gerkecek. B
unu otelin danışmasından temin edebiliyorsunuz.

*Post-rock dinleyicileri için bulunmaz bir şehir Tokyo! Shibuya'da HMV isimli 8 katlı bir record store bulunuyor. Ki bu bizim D&R lar gibi, farklı semtlerdede bulmak mümkün. Ben Shibuya daki HMV yi dolaşma fırsatı buldum sadece. Post-rock için ayrı stantları var. İsmini şimdiye kadar hiç dutymadığım onlarca sanatçı vardı bu stantlarda. God Speed You Black Emperor, Mono, Explosions in The Sky, Mogwai.. gibi grupların orijinal albümlerini bulup aldım buradan. 2700yen civarıydı albüm fiyatları. Ayrıca plaklarda bulunuyor. Sigur Ros, The Sea and The Cake plakları da bulunuyordu. Sanırım daha fazla record store gezilse daha fazla plakta bulunabilir. Hatta benim faydalandığım şu sitenin adresini verebilirim http://www.bento.com/rekodoya.html
HMV haricinde BOOK OFF isimli kitap-cd-dvd vs. satan zincir dükkanlar da bulunuyor. Küçük bir olasıkla buradan da post-rock albümlerine ulaşılabilir.
Ve tabii mangalar - animeler. Nakameguro'da gittiğim BookOff'ta giriş katı tamamen mangalara ayrılmıştı. Ama ben hiç ingilizce manga bulamadım. Dediğim gibi. Vakti olanlar araştırabilir.
Not: Eğer bir grup yada albüm soracaksanız dükkandaki çalışana mutlaka yazarak verin. Anlamıyorlar. Bu adamlar Mono'yu bile tanımıyorlardı.

*Nakameguro'da bir adet türk lokantası bulunuyor. İsmi Alaturka. Ben Türk yemeğinden başka bişi yemem diyorsanız buraya gidebilirseniz, yemekleri o kadar süper olmasa da. Nakameguro metro durağında indikten sonra, GT Tower'ın ters yönünde sol taraftan yürüyorsunuz 5-10 dk. Book Off'u geçtikten sonra sol tarafa bir yol ayrımı var, oraya sapıp dümdüz ilerleyin. Yine 5 dk lık mesafeden sonra sol tarafta göreceksiniz Alaturka'yı.

*Japonya'da tuvalet teknolojidi inanılmaz gelişmiş. Her türlü konfor düşünülmüş klozetler yapılırken. Örneğin, alttan ısıtmalı klozette oturduğunuz yer. Nezaket Sifoni adında bir sifon var, hani kalabalık yerlerdeki tuvaletlerde bazen rahat edemeyiz kötü sesler duyulacak dışarıdan diye, bu sesleri kamufle amacıyla defalarca sifonu çekeriz. Japonlar buradaki su israfını önlemenin younu bulmuşlar; sifon sesi geliyor ama hiç su akmıyor! Ayrıca bazı yerlerde tuvaletet girer girmez yağmur ormanı sesi gelmeye başlıyor, huzur bulmanız için. Denemeden dönmeyin diyeceğim ama, gerek yok sanırım :)

*Tokyo Tower'da bir numara yok, boşuna gitmeyin. Tüm katlara gitmek için 1400 yen vermek gerekiyor ve bence hiç gerek yok. Eifel kulesi çakması gereksiz bir yer ;)


Neler İzledim? (Pek çok farklı dizi hakkında feci şekilde spoiler içerir, küfretmeyin sonra)

Lost 5X6 - 316

5. bölümün ardından oldukça vasat bir bölümdü diyebilirim. Pek çok şeyi sadece izleyicinin beklntilerini karşılamak için yapmışlardı sanki. Faraday'ın annesi (adını hatırlayamadığım ve araştırmaya üşendiğim için af buyurun lütfen) Jack'e "Neden bazı şeyleri saçma bulmak yerine onları sadece yapmayı denemiyorsun?" derken sanki bir sana söylüyorum kızım sen anla gelinim durumu vardı. "Ey izleyici, neden bu kadar çok sorguluyorsun da, ne diyorsak onu kabullenmiyorsun?". Hele ki Jack'in dedesi mevzusu... O adam nereden çıktı yahu? Sırf Jack babasına ait bişi bulabilsin diye diziye yeni eleman mı eklenir? Ve de asıl bomba... Kate "Bana sakın Aaron'a ne olduğunu sorma, eğer seninle birlikte adaya dönmemi istiyorsan bu soruyu asla sorma!" diye bağırıyordu ya hani.. Peki efenim. Siz anlatna kadar sormuyoruz bu soruyu.. Lafı mı olur :))

Not: Bence Ben'in halletmesi gereken iş Penelope'yi öldürmekti. Widmore'dan kızının intikamını almak adına.

How I Met Your Mother 4X15 - The Stinsons

Barney temelli yapılmış en vasat bölümlerden biri. peh. Öyle herzamanki gibi kahkaha atamadım. (Ruh halimle de alakası olabilir, bilemiyorum) Ve, tamam anladık; Barney Robin'e aşık oldu, ve bunu milyon defa gözümüzün içine soktunuz. E hadi ama. Nerede o inanılmaz kurgular, nerede o insanı gülmekten koltuktan düşüren durum komedileri ? Yine de seviyorum bu diziyi en çok seviyorum. Hem, 80'ler göndermelerine de ailecek bayıldık :)

Tyler no likey!

House M.D. 5X15 Unfaithful

House için içimizin burkulduğu bölüm olmuştur. Ama sanki... Sanki sanki... Bu süper dizi için laf etmeye dilim varmıyor ama.. Sanki biraz kendini mi tekrar etmeye başladı ne? Bu "inanç" sorgulaması yapan kaçıncı bölümdü? Sanki benzerlerinde daha iyilerini izlemiştik. Neyse.

Dizinin en sevmediğim iki karakteri birlikte - Foreman (nam-ı diğer foreteen :) ve Thirteen. Siz yaptığınız oyunla House'u kandırabileceğinizi mi sanıyorsunuz. Benim tanıdığım House bunu burnunuzdann fitil fitil getirecektir :) Ve ben de çok eğleneceğimdir.

İki dileğim var;
Ne olur artık şu Cuddy le yatsınlar da hem onlar rahatlasın hem biz rahatlayalım!
Kutner'ı çok seviyorum, kendime çok yakın buluyorum; ona odaklanan bir bölüm olsa, bi de biraz daha Chase biraz daha Avustralya aksanı ..? Fena olmaz mıydı...


Fringe 1X8 The Equation

Aslında bu bölümden değilde genel olarak diziden bahsetmek istiyorum. Dizi mükemmel olmasa da bize yeni hiçbirşey göstermeyip dizi dünyasına yeni birşey katmasa da insanın merakını kamçılayarak izlettiriyor kendini ki- sanırım JJ abimizin en iyi yaptığı şey bu.

Biraz 4400 ü, biraz Lost'u, biraz X-Files'ı biraz onu biraz bunu anımsatıyor bana. Joshua Jackson hiç tipim olmasa da kanım kaynadı hemen. Walter Bishop'ı sevmeyenimiz yhok zaten, çılgın bilim adamlarını kim sevmez :)

Bi de Olivia Dunham var. O kadını bi yerden tanıyorum ama.. Du bakalım, çıkarıcam...