kim?

30 Mart 2009 Pazartesi

ben
ben değilim artık ama
kim olduğumu da
bilmiyorum

Kevin Smith - En Sevdiğim Filmlerin Yönetmeni


"En sevdiğiniz yönetmen kim?" şeklinde bir soru yöneltseler acaba ilk aklıma Kevin Smith gelir mi ki diye düşünmekteyim, sanırım gelmez. Sebebi sanırım kendisinin, en sevilen en beğenilen yönetmenler kategorisine giremeyecek kadar popüler olmayışı.

Bundan seneler seneler evveli, daha ben kıyı şeridinde küçüçük bir kasabada yaşarken -ki o zamanlar filmleri vcd kiralayarak izliyorduk, o kadar eskiden yani- yanımda en yakın arkadaşlarım sıcak bir yaz günü izleyecek film arıyorduk bir vcd kiralama dükkanında ve o zamanın bir modası da cd leri "asmaktı" (arabaya eve nereye uygun görülürse) "Dogma"yı da asmıştı bizim vcd ci amca. Kendisi bize türlü saçma sapan film tavsiye ediyordu ki ben parmağımı uzatıp "Ben şu filmi istiyorum" demişim, isteğime dudak büken amca "Bu kadar film içinde bula bula bunu mu buldun?" demişti ama astığı yerden indirip filmi bize kiralamıştı da. Filmi almak istememin sebebi alanis morissette in tanrıyı oynuyor olmasıydı, Sinema dergisinde okumuştum. (Sizce de bir filmi izlemek istemek için yeterli sebep değil midir bu?) Kevin Smith'le tanışıklığımız işte o asıldığı yerden indirtip izlediğimiz "Dogma" filmiyle başlar. Geçen akşam da "Zack and Miri Make a Porno" filmini izleyip yerlere yattığımız için gülmekten, hürmet etmek amacıyla sırf, başladım bu satırları yazmaya :)
Kevin Smith bir çizgiroman ve Star Wars fanı. (Kendisine geek diyebilir miyiz, ayıp mı ederiz, bence etmeyiz; o bir geek ve biz onu çok seviyoruz :) ) Halen çizgiromanlar için "yazarlık" yapıyor. Hitchcock gibi her filminde bir sahnede oynuyor. Silent Bob'un ta kendisi, müthiş karizmatik bir şahsiyet. Clerks, Clerks II, Jay and Silent Bob Strike Back, Jersey Girl, Dogma ve Chasing Amy'i çekti; şimdi de Reaper isimli bir diziyi yönetiyor. (Reaper'ı izlemedim ama çok yakında burada olacak ;) ) Kenidisyle ilgili daha çok bilgi burada...

"Zack and Miri Making a Porno"oldukça komik ve de eğlenceli bir film. İsmine bakmayın, "hardcore" bir film değil, aksine pek çok "American Pie" tarzı filmden çok daha masu olduğunu söyleyebiliriz. Başrollerde Seth Rogen (kendisini çok sevdiğimiz "Knocked Up" isimli filmden hatırlayabiliriz ve bu adamın sesine hastayım ) ve Elizabeth Banks oynuyor. Zack ve Miri anaokulundan beri yakın arkadaşlar ve aynı evi paylaşıyorlar, birgün borçları ödenemeyecek hale gelince porno çekmeye karar veriyorlar ve olaylar gelişiyor. Gay çift, Star Wars (Star Whores mu demeli yoksa) ve yan rollerdeki gerçek porno oyuncuları süper göndermeler olmuş. Ortaya çok eğlenceli - çok komik bir Kevin Smith filmi çıkmış. Arka plandaki aşk meşk romantizm vs. göz ardı edilirse daha çok eğlenilebilir.

Burn After Reading - Coen Kardeşler'den "Tanıdık" Bir Komedi Filmi

Karakter komedisi sevmiyorum, durum komedisi seviyorum ben. Vıcık vıcık komediye de hiç gelemem. Komedi filmlerinde güldüğüm çok olmamıştır. Kara komedi severim -dozunda-
Sinemaya gülmek için gitmem. Komedi ile ilgili takıntılarım var, oldukça önyargılıyım.
Bu güne kadar hayatımda en çok güldüğüm film (hatırladığım) O Brother, Where Art Thou? olmuştur. (Coen'lerin pek sevilmeyen ve yine Goergo Clooney'li filmi olması da ilginçmiş.)Coen'lern filmlerini izlemeyi seviyorum, absürdlüklerini -ama kara komediye kaçan absürdlüklerini- çok seviyorum, hatta beğeniyorum. Burn After Reading filmini de beğendim.

Goerge Clooney, Brad Pitt, Tilda Swinton, Frances McDormand ve John Malkowich ten oluşan harika bir kadroyu yönetmişler. Özellikle Goerge Clooney ve Brad Pitt muhteşemler. Frances McDormand o saç kesimiyle tam bir Coen filmi "yıldızı". Ki kendisinin daha önce "Raising Arizona", "Millers Crossing", "Barton Fink", "Fargo" ve "The Man Who Was Not There" filmlerinde de birlikte çalıştıklarını hatırlatmak isterim. Coen'ler oyuncu konusunda takıntılılar evet. (Bir başkası için bakınız William H. Macy ve Steve Buscemi - ikisi de sevdiğimiz saydığımız amcalar.)

Evlilik ve ilişkiler üzerine, insanın vücut takıntısı üzerine müthiş göndermelerle sadece Brad Pittin ölüm sahnesi için bile izlenebilecek bir film olmuş, 10 üzerinden 8 veriyor, ellerine sağlık diyoruz efenim.

Watchmen - Bizi Gözeten Adamlar "When you left me, i left earth..."

13 Mart 2009 Cuma

Dr Manhattan bütün süper kahramanları döver mi?

Öncelikle, uzun süredir ilk defa böylesi heyecanlandığımı belirtmeliyim.Heyacanımdan saçmalarsam bağışlayın.

Film vizyona girene kadar Watchmen'i bilmiyordum; DC seven bir çizgiromansever olmama rağmen. Gözümden kaçmış olacak. Son zamanlarda duymaya başladım adını, zaten türkçe yayınlanmamış daha. GerekliŞeyler'de 19 Martta satışa sunulacağı yazıyor,ön satışta şu an ve fiyatı 30TL. Hemen alıp okumak gerek, tabi ki..

Filmle ilgili konuşurken Sin City ve 300 filmlerinin bahsi geçiyor. Filmin yönetmeni Zack Synder 300'ün görüntü yönetmeni. Frank Miller ise hem Sin City'nin hem 300'ün yaratıcısı. Watchmen 'in yazarı ise Alan Moore, ikisi de DC comicste çalışıyor. (Yanılıyorsam birileri beni uyarsın) Sin City'i hep birlikte izlemiş ve çok beğenmiştik, çekim teknikleri ve görsellik ve yaratılan ortam ve "süper" kahramanların karanlık tarafları açısından, Watchmen'i Sin City'e yakın bulmak yanlış değil. Hatta oldukça benzer yönler buldum ben. Özellikle Rorscach (Watchmen) karakteri, fazlasıyla Marv'a (Sin City) benzemiyor muydu? Ve yine cesetleri parçalayıp köpeklere yedirme mevzusu. Ve o hırıltılı ses. Benim hüsnü kuruntum oabilir tabi de, oldukça büyük benzerlikler vardı bence iki çizgiroman arasında - filmler demek daha mı doğru olacaktır?

Watchmen'in girişteki dövüş sahnesi, inanılmaz güzeldi. Daha sonrasında gelen uzun intro ise, inanılmazdı. 1940'lı yıllardan 1980'lere kadar olan dönemi, dönemlerin ünlü olaylarını fona alarak kahramanlarımız üzerinden anlatmaları ve bu sırada Stüdyo 54'ü bile unutmamaları öylesine başarılıydı ki, böyle bir intro daha önce gördüm mü yada daha sonra görecek miyim çok kestiremiyorum. Silk Spectre'ın hamile kalıp emekli olduğu sahne, Leonarda Da Vinci'nin "The Last Supper" isimli eserine bir göndermeydi. (Aynı esere bir gönderme de, That 70s Show'un birinci sezonunda yapılmıştır, meraklılar araştırıp kaçıncı bölüm olduğunu bulabilir) Aslında filmde pek çok gönderme bulunuyor, bunları tek tek sıralamak mümkün olmayacak gibi. Ancak Dr. Manhattan karakterinin bana anımsattıklarını size de aktarmak istiyorum. Çok sevdiğim bir yazar olan Robert Heinlein'ın en sevdiğim bir kitabı var: "Yaban Diyarlardaki Yabancı" (Stranger in a Strange Land) Kısaca, kitap marslılar tarafından büyütülen Smith isimli karakterin, dünyaya döndükten sonra dünyayı ve insanları algılayışını anlatır - çok "kabaca" olduğunun farkındayım. Dr manhattan'ın insanlığı ve yaşamı algılayış biçimi ve dünyayı terk edip Mars'a yerleşmesi bana bu kitabı anımsattı. İki karakter arasında büyük benzerlikler olduğuna inanıyorum ben. (Bir çeşit ekilenmem mi söz konusu acaba yada ben en sevdiğim şeyleri birbirine benzetmeye meraklıyım)

Filmin benim açımdan en iyi tarafı Dr. Manhattan karakteriydi. Ağır ağır konuşması ve tavırları, inanılmaz derinliki karakteri beni benden aldı başka yerlere götürdü diyebilirim. Manhattan'ın konuştuğu bazı yerlerde neredeyse ağlayacaktım diyebilirim, karakterin üzüntüsünü, melankolisini inasanlıklan böylesine uzaklaşmış olmasına rağmen o kadar iyi yansıtmışlar ki.

Gözümüzden Kaçmadı; *Ozymandias kutuplardaki reaktörde izlediği monitörlerden birinde Mad Max vardı. Diğer birinde ise gelmiş geçmiş en iyi reklamlardan biri olan 1984 yılının macintosh un apple reklamı var. (Dahası ve fazlası için bilimum farklı siteler karıştırılabilir, bunlar benim ilk anda yakaladıklarım)
*Rorscach karakterinin ismi Rorscach mürekkep testinden geliyor ve taktığı maske ile yakından alaksı var. Ayrıntılı bilgi vermek için çizgiromanı okumayı bekleyeceğim. *Dan Dreiberg / Nite Owl II karakterini Patrick Wilson canlandırıyor ki kendisi Angels in Amerika dizisinin Joe Pitt karakteri. *Comedian'ı canlandıran kişi Freddie Prinze Jr. değil, Jeffrey Dean Morgan. Kenidsini Grey's Anatomy'den hatrlayabilirsiniz.

Alan Moore Çizgi Romanlarından bazıları;
*Watchmen
*From Hell (Aynı isimli filmi Alber - allen Hughes yönetmiş, Johnny Depp te bu filmde oynamıştı.)
*V for Vendetta (Aynı isimli filmi Wachowski biraderler yönetmiş, Natalie Portman ve Hugo Weaving'de bu filmde oynamışlardı.)
*The League of Extraordinary Gentlemen (Aynı isimli filmi Stephen Norrington yönetmiş, Sean Connery'de bu filmde oynamıştı.)

Neler İzledim? 3 (Pek çok farklı dizi hakkında feci şekilde spoiler içerir, küfretmeyin sonra)

12 Mart 2009 Perşembe

Battlesatar Galactica 4x11 Sometimes a Great Notion
4X12 A Disquiet Follows My Soul
4X13 The Oath
4X14 Blood on the Scales
4X15 No Exit
4X16 Deadlock
4X17 Someone to Watch Over Me

Battlestar Galactica kesinlikle muhteşem bir sezonla geri döndü. Sezon demek doğru olmaz aslında, yarım sezon demek daha uygun.

4X11 de sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Ancak kalan yedi bölüm çok sardı. Battlestqr Galactica yalnızca bir bilim kurgu dizisi değil, aynı zamanda çok politik bir dizi. Daha doğrusu, politikayı ve psikoloji bilimini anlatım açısından çok iyi kullanan bir dizi. Pek çok bilim-kurgu yapıtınında olduğu gibi sorumuz aynı; "Gerçek, ne?" (bknz: Philip K. Dick kurguları) Kendi adıma Battlestar Galactica'nın "Blade Runner"dan oldukça etkilendiğini düşünüyorum. (Bir Philip K. Dick kitabı oluyor kendileri)(Kitabın ismi "do androids dream of an electronic ship?", gerekli düzeltmeyi yaptığı için elrican'a teşekkür ederiz ;) )

Çok şey oldu 7 bölümde. Pek çok sır ortaya çıktı. Hikaye hemen hemen tamamen şekillenmiş oldu. -ki zaten son 3 bölüme gelmiş olduk böylelikle. Final 5th ortaya çıktı; Ellen Tigh olması beni biraz hayal kırıklığına uğratmış olsa da. 13.Kolonin'nin cylon olduğu zaten teorilerde bulunuyordu, tahmin edilebiliyordu. (Hikayenin gelişimi ve tarihsel gelişimi ile ilgili 22dakika.org'da müthiş bir yazı var, böyle bir yazı yazılmışken hiç kendimi kasıp küçük düşürmeye çalışmayacağım; buyrun buradan okuyun.)

3.sezonun sonunda hayatımıza giren BT4 uyarlaması "All Along the Watchtower" cover'ı (aslı Bob Dylan'a aittir) artık bol bol kullanılıyor dizide. Hatta müziğie benzer farklı parçalarda kullanılıyor. (Neydi o müzik aletinin adı, bonjo mu?) Bu parçalar bence çok yakıştı Battlestar Galactica'ya. Diziyi tamamlayan kısım oldular.
Gözümüzden Kaçmadı; Watchmen de de kullandılar "All Along the Watchtower"ı, hem de Jimi Hendrix cover'ını.

...Devamı Gelecek...




Uzay Heparı, Sonsuza

4 Mart 2009 Çarşamba

Efenim dün spor salonunda PowerTürk izlerken, bir programa rastgeldim. Bir klip çekimini anlatıyordu bu program. Mustafa Ceceli isimli bir müzisyen abimizin "Karanfil" isimli şarkısına klip çekiyorlardı. Programın sonlarına doğru, Kanat Heparı çıktı bişiler söyledi. Kanat Heparı mı, ne alak ne oluyoruz derken, birden hatırladım Uzay Heparı'yı.

Bizim küçüklüğümüze denk geliyor ölümü. Lanetli 94 yılında öldü o da, diğerleri gibi. Uzay'ın son kalan rahibelerinden falan değilim. Ama o çocukluk hezeyanlarımızdan biri. Bizim, ilk renkli televizyonla büyüyen lanetli jenerasyonun, 80 li yıllar doğumluların.

21 temmuz 1969 da doğmuş, neil armstrong'un aya ilk ayak bastığı gün, babası o yüzden uzay ismini layık görmüş kendisine. Piyano çalmış. Gece, Melek ve Bizim Çocuklar filminde oynamış Atıf Yılmaz'ın. Türk Popunun en güzel (tek güzel) zamanlarınının fon müziği olmuş yaptıkları. Zeynep Tunuslu ile evlenmiş. Motora'a binmiş bi gece, 31 mayıs '94 gecesi. Demet Akbağ'ın arabasına çarpmış, 11 gün bitkisel hayatta kaldıktan sonra, oğlu "Kanat Uzay Heparı"yı göremeden veda etmiş hayata.

2008 yılında onu anmak adına tribute bir albüm yapmış müzisyen dostları, Uzay Heparı Sonsuza isminde. Klibini izlediğim şarkı "Karanfil" de bu albümden.

Tüm bunları yazmamın sebebi ise bunca yıl sonunda gördüğüm an Kanat Heparı'yı, anladım Uzay Heparı'nın oğlu olduğunu. Aynı gözler, aynı gülümseme. İnanılmaz... Ve inanılmaz üzücü.

yalnızlar rıhtımı

bir ben miyim perişan
gecenin karanlığında
yosun tuttu gözlerim
yalnızlar rıhtımında

bütün gece ağladım
dalgalar kucağında
yosun tuttu gözlerim
yalnızlar rıhtımında

bir beni mi unuttular
uçup gitti martılar
geceler ben ve deniz
yalnızlar rıhtımında

bütün gece ağladım
dalgalar kucağında
yosun tuttu gözlerim
yalnızlar rıhtımında

Bir Erkin Koray şarkısı imiş bu. Ama utanarak belirtmeliyim ki ben ondan hiç dinlemedim. Benim için Zuhal Olcay tanrıçasının bir şarkısı olmuştur hep. Müthiş.

Şimdi deniz kıyısında elimde şarap kadehi, gözyaşları döküyor olmak vardı..