Gossip Girl İtirafım

27 Mayıs 2009 Çarşamba


Bir süredir yazmak için aklımda hakkında paragraflar biriktirdiğim bir diziden bahsedeceğiz bugün. Başlığın isminin " Gossip Girl İtirafım" olmasının sebebi dizinin ilk bölümünü izleyip yerden yere vurmam, hatta "Sıradan bir gençlik dizisinden tek farkı bir anlatıcının bulunması" demiş olmam. Daha sonra, yaklaşık bir-birbuçuk sene sonra tekrar izleyip çok beğenmemle işler değişti tabi. Önyargılı eleştirilerimi geri alıp, sizlere de bu tavsiyede bulunuyorum. Zaten ilerleyen satırlarda Gossip Girl'ün neden izlenebileceğini ortaya kayan bazı ayrıntıları okuyacaksınız.

Öncelikle altta gördüğünüz üzere 2 sezonun tüm bölüm isimlerinin bir listesi bulunuyor. Gossip Girl'ün tüm sezon bölümleri ünlü filmlerden alıntı yada ünlü filmlerin benzerleri niteliğinde. Şimdi saçma bulabilirsiniz ancak bence üzerinde düşünülerek verilmiş bu bölüm adları bile bir diziyi izlenebilir kılıyor. (Bölüm isimleriyle ilgili benzer bir "güzellik" That 70s Show'da görülebilir, dizinin 5. sezonunda bölüm isimleri Led Zeppelin şarkılarından, 6. sezonda The Who, 7.sezonda Rolling Stones ve 8.sezonda ise Quenn şarkılarından gelmekteydi. Bu arada About That 70s Show coming soon ;) )

1x02 The Wild Brunch - (The Wild Bunch)
1x03 Poison Ivy - (Poison Ivy)
1x04 Bad News Blair - (The Bad News Bear)
1x05 Dare Devil - (Daredevil)
1x06 The Handmaiden's Tale - (The Handmaid's Tale)
1x07 Victor/Victorla - (Victor Victoria)
1x08 Seventeen Candles - (Sixteen Candles)
1x09 Blair Waldorf Must Pie - (John Tucker Must Die)
1x10 Hi, Society - (High Society)
1x11 Roman Holiday - (Roman Holiday)
1x12 School Lies - (School Ties)
1x13 A Thin Line Between Chuck and Nate - (A Thin Line Between Love and Hate)
1x14 The Blair Bitch Project - (The Blair Witch Project)
1x15 Desperately Seekin Serena - (Desperately Seeking Susan)
1x16 All About My Brother - (Todo Sobre Mi Madre)
1x17 Woman on The Verge - (Mujeres Al Borde De Un Ataque De Nervios)

2x01 Summer Kind of Wonderful - (Some Kind of Wonderful)
2x02 Never Been Marcused - (Never Been Kissed)
2x03 The Dark Night - (The Dark Knight)
2x04 The Ex Files - (The X Files)
2x05 Serena Also Rises - (The Sun Also Rises)
2x06 New Heaven Can Wait - (Heaven Can Wait)
2x07 Chuck in Real Life - (Dan in Real Life)
2x08 Pret a Poor Jenny - (Pret a Porter)
2x09 There Might Be Blood - (There Will Be Blood)
2x10 Bonfire of the Vanity - (Bonfire of the Vanities)
2x11 The Magnificent Archibalds - (The Magnificent Ambersons)
2x12 It's a Wonderful Lie - (It's a Wonderful Life)
2x13 O Brother, Where Bart Thou? - (O Brother Where Art Thou)
2x14 In The Realm of the Basses - (In the Realm of the Senses)
2x15 Gone With The Will - (Gone With The Wind)
2x16 You've Got Yale - (You've Got Mail)
2x17 Carrnal Knowledge - (Carnal Knowledge)
2x18 The Age of Dissonance - (The Age of Innocence)
2x19 The Grandfather - (The Godfather)
2x20 Remains of the J - (The Remains of the Day)
2x21 Seder Anything
2x22 Southern Gentlemen Prefer Blondes - (Gentlemen Prefer Blondes)
2x23 The Wrath of Con - (The Wrath of Khan)
2x24 Valley Girls - (Valley Girl)
2x25 The Goodbye Gossip Girl

(Not; bir kısmını kendim bulmuş olmakla birlikte bir kısmı ekşisözlükten alıntıdır.)

Tüm bu müthiş film ismi göndermeleri bir yana, Gossip Girl içinde pek çok tatlı gönderme daha yapılıyor. Örneğin Blair'in en sevdiği film "Breakfast at Tiffanies", dizinin bir bölümünde Blair rüyasında filmden bir sahneyi görür; "Cat" isimli kedisi kaybolmuştur. Bir başka örnekse 2.sezon 17.bölümde "Eyes Wide Shut"a yapılan göndermeler. Bu tadından yenmez ayrıntılar da izleme sebeplerim arasında.

Diğer taraftan Gossip Girl oldukça komik bir dizi. Şimdi Manhattan Elite kısmıyla kendin arasında nasıl bir bağlantı kurabildin diyebilirsiniz ancak pek çok konuşmada yakınlık kuruyorum bu insanlarla, konuşmalar "günümüzden" çünkü. Yaşadıkları şehir ve sürdürdükleri hayat tarzı her ne kadar gerçek dışı olsa da, konuşmalar günümüzde geçiyor, espri yapış tarzları bize benziyor, o yüzden gülüyor insan. Baya baya gülüyor hatta.

Gossip Girl'ün en büyük artısı sanıyorum sanat yönetimi. Dizideki tüm herkes inanılmaz kıyafetler giyiyorlar, inanılmaz görünüyorlar. Benim için en keyifli kısmı bu. Güzel kıyafetler giymiş güzel kadınları ve erkekleri izlemek çok hoşuma gidiyor. Ayrıca erkeklerde el çantası taşıma modasını ilk gördüğüm yer de bu dizi oldu.


Gelelim Chuck Bass faktörüne :) İlk izlemeye başladığımda bu adamdan resmen nefret ediyordum, beni tiksindiriyordu. Ama Blair'e aşık olmasıyla asıl yüzünü göstermeye başladıkça ben de sevmeye başladım kendisini. Şu anda tam anlamıyla şefkat göstermek istiyorum bu zavallı ademoğluna. Sebebi ise yalnızca 2.sezon 13.bölümde 36.52 deki bakış bile olabilir. Her ne adar kendisi "Chuck Basstard" ve "Mother Chucker" gibi dilizmie yerleşmiş(!) küfürlere sebep olacak kadar "çapkın" ve "düzenbaz" bi insan olsa da özünde iyi bir herif. En garip ama kendine has kıyafetleri giyiyor. Oldukça cesur. Chuck Bass karakterini "Ed Westwick" isimli İngiliz aktör canlandırıyor.


O kadar dizi izliyorum bir tek bu dizide ağlıyorum. Ne kadar saçma değil mi? Ağlama sebeplerim Chuck ve Blair aşkı, bir türlü kavuşamamaları. Birbirlerine seni seviyorum diyenene kadar onlarurla burada ben tükettim kendimi resmen. Sonunda kavuştular da rahatladım. 3.sezonun tümü boyunca birlikte olurlar umarım. (Ergen liseli kzı triplerine girdim yine ya, üf)

Aşağıda kadroyu bulabilirsiniz;
Blake Lively - Serena van der Woodsen
Leighton Meester - Blair Waldorf
Penn Badgley - Dan Humphrey
Chace Crawford - Nate Archibald
Taylor Momsen - Jenny Humphrey
Ed Westwick - Chuck Bass
Kelly Rutherford - Lily van der Woodsen
Matthew Settle - Rufus Humphrey
Kristen Bell - Gossip Girl (Sadece Ses)
Jessica Szohr - Vanessa Abrams
Zuzanna Szadkowski - Dorota
Nicole Fiscella - Isabel Coates
Connor Paolo - Eric van der Woodsen
Amanda Setton - Penelope Shafai

Lilly karakteri, çocukluğumuzun temel taşlarından Hayat Ağacı isimli diziden "Sam". O zamanlar uçarı bir genç kızdı tabii. Şimdi başından 4 evlilik geçmiş iki çocuklu bir anne. Ama hala müthiş halde orası ayrı. Lily karakteri 80'li yıllarını bir groupie olarak geçirmiş. 2.sezon 24. bölüm olan "Valley Girls" isimli bölümde bir flashback ile Lily'nin gençliğine dönüyorduk ve ablası ile birlikte başlarından geçen bir macerayı izliyorduk.Bu flashbacki bir plot bölüm olarak görebilmek mümkün, zira Lily'nin gençliğini anlatan "Valley Girls" isimli dizi yolda. (Bir yaz dizisi olacağını tamin etmekteyim) Lily'nin gençliğini Brittany Snow canlandırıyor, kendisini Hairspray filminden ve Nip/Tuck'tan hatırlayabilirsiniz. Ben çok keyifli bir dizi olacağını düşünüyorum, hiç olmazsa 80li yılların kıyafetleri ve müzikleri bile yetecektir.

(Söylemeden edemeyeceğim, dizinin en gıcık karakteri Serena. O konuşmasıyla falan böyle yüzünün orta yerine bir tane yapıştırmak istiyorum.)

3.sezonda görüşme dileğiyle;

You know you love me, XoXo,
Burcu :D

Manifesto - İyi de Neyi Bekliyoruz ?

26 Mayıs 2009 Salı

Ömrüm birşeyleri beklemekle tükendi. Sürekli bir bekleme hali. Şu şöle olsun ondan sonra bunu böyle yaparız. Önce üniversiteye girmeyi bekliyordum, ondan sonra üniversitenin bitmesini, sonra iş bulmayı, ondan sonra borçlarımın bitmesini, vs. vs. vs.
Beklemekten sıkıldım.
Hayatımı yaşamak istiyorum.

Birilerinin keyfinin gelmesini de beklemekten sıkıldım. Kendi hayatımı yaşamak istiyorum. Kendim için yaşamak.

25 yaşındayım ilk operamı daha geçen haftasonu izledim. Sebebi ne? Gidecek birisini bulamamak mı? E ararsam buluyormuşum işte! Yalnız başıma da yapabiliyorum aslında ben böyle şeyleri.

Harekete geçmek gerek. Hayatın için ne istediğine karar vermek gerek. Bu yolda ilerlemek gerek. İlerlerken diğerlerinin sana engel olmasına engel olmak gerek.

Diğerlerinin yaşadığı gibi yaşamamak suç değil. Herkes gibi eğlenmek yada eğlenmemek suç değil. Önemli olan "ben"im ne istediğim.

Önemli olan tek sözcük "whatever"...

Dizi Tarihinin "En"leri (Allahım ne kötü bir başlık oldu bu böyle... )

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Aklıma geldikçe yazacağım bir yazı olsun bu efenim. Eklemelerinizi de bekliyorum :)

Dikkat: Aşağıdaki değerlendirmede bulunmayan en dizi tarihinin gelmiş geçmiş en süper insanı Dr. Gregory House bir çeşit peygamber statüsünde olduğundan bu değerlendirmeden muaf tutulmuştur. Kendisi zaten baş tacımızdır.


1- En Dost - Agent Charlie Francis (Fringe) Diziyi her izlediğimde, allahım ben de böyl bir dosta sahip olmak istiyorum dedirtiyor bana bu karakter. Bu kadar sağlam, güvenilir, insanın arkasını kollayan, yardımsever, her zaman yanında olan... böyle bir "dost" herkese nasip olsun işallah yarebbim sübhaneke dinimiz amin. Über karizmatik sesiyle bu karakteri Kirk Acevedo canlandırıyor.

2- En Mıy Mıy Mıy Kadın (Yabancı) - Kate (Lost) Mıy mıy mıy mıy, acaba bugün Jack'lemi yatsam; mıy mıy mıy mıy acaba bugün Sawyer'la mı yatsam. Mıy mıy mıy. Başka olayı olmayan hatun. Keşke Juliet yarine o düşseydi kuyuya. Ama mıy mıy lıktan bombayıda patlatmazdı bu hatun. Herkesin bildiği üzere bu karakteri Evangeline Lily canlandırıyor.

3- En Mıy Mıy Mıy Kadın (Yerli) - Aslı (Kavak Yelleri) Mıy mıy mıy mıy, acaba bugün Deniz'lemi öpüşsem; mıy mıy mıy mıy acaba bugün efe'ylemi yatsam. Yani dizinin iki ana erkek oyuncusunuda bu mıymıntı kıza aşık ettiler ya ben daha bişe demiyorum. Kızım elemanlar seviyo ben kaçırma derim yan,, mıy mıylıkta bi yere kadar. Bir de öyle gözleri kısmakla rol yapılmaz :)


4- En "Cool" - Steven Hyde (That 70s Show) "Whatever" cümleciğiyle kalplarimizde yer eden bu afro saçlı 70ler karakterini Danny Masterson canlandırıyordu. Dönemin ruhunu yansıtan süper tişörtleri ve artık vücudunun bir parçası haline gelmiş gözlükleri ile tabi ki en cool o.

5- En Sinir Bozucu Çift - Bu kategori için bir sıralama yapmam gerekti,

1- Trager ve Declan (Kyle XY) Ben böyle bir çft olamayn çift görmedim arkadaş. Yani ne yapıyorsunuz allahaşkına. Bi bakıyoruz öpüşüyorsunuz ertesi gün "Arkadaşız" diyorsunuz. Sürekli bri kavga. Sürekli bir atışma. Aman yarabbi yaw bunları izlemek tam bir işkence. Bir adam olun azıcık büyüyün allahaşkına.
2- Serena ve Dan (Gossip Girl) Bir türlü geçinemeyen bir çift daha... Benim bildiğim 3 kere ayrılıp barıştılar. Bu ayrılıklar arasında görüşmeye devam ettiler tabi. Ne istediklerini bilmiyorlar bunlar. Laf dalaşlarını izlemek yoruyor insanları. Hele birlikteyken ki yapış yapış sevgili tripleri var ya. İnsan bu ikisini görünce diziyi ileri sarmak istiyor.
3- Thirteen ve Foreteen (House MD) Foreman zaten sevmediğimiz bir karakter, inanılmaz gıcık bir herif. Thirteen desen sürekli bir bunalımlarda, madem ölücem ben haydi gelsin karılar kızlar uyuşturucular triplerinde... Aslında bu ikisi tencere kapak olmuş denebilir.


6- En Kötü Ama Özünde İyi Adam - Chuck Bass (Gossip Girl) Her ne kadar çapkınlıklarıyla "Chuck Basstard", "Mother Chucker" gibi küfürlere esin kaynağı olmuş birkarakter olsada kendisi aslında özünde çok iyi bir adamdır. Babasının sevgisizliği ile bu hale gelmiştir maalesef. Dizideki diğer tüm karakterlere bakınca en "sadık" o yine de aşık olduğu kadına. Her ne kadar uyuşturucu olsun, sabah aç karnına viski olsun kötü alışkanlıkları olsa da, sessiz sedasız tüm iyilikleri o yaptı. Bu nadide karakterimizin cep telefonunun hızlı aramasında bir adet "Özel Dedektif" olduğunu ve modayı çok yakından takip ettiğini de belirtmeliyiz (erkekler için yapılmış el çantaları ve ekoseli kaprileri ilk onda gördük ;). Chuck Bass karakterini İngiliz Ed Westwick canlandırıyor ve kendisi ingiliz aksinini bastırabilmek için öyle tıslar gibi ve yavaş yavaş konuşmakta.

7- En İyi Ama Özünde Kötü Adam - Nate Archibald (Gossip Girl) Kanmayın o masum bakışlara. Bu abimiz Dan'in 15 yaşındaki kız kardeşi de dahil dizideki tüm ana kadın karakterlerle ilişki kurdu. Ki bir de düşeş örneğimiz var jigololuk yaptığı.

8- En İyi mi Kötü mü Anlaşılamayan Adam - Gaius Baltar (Battlestar Galactica) Nefret mi ediyorum seviyor muyum hala kara veremediğim bir insan kendi. Tam ortada duruyor gibi sanki ama.. Kararsızım.

9- En "Awesome" İnsan - Barney Stinson (How i Met Your Mother?) Karkteri canlandıran Neil Patrick Harris'in aslında eşcinsel olduğunundan başka açıklama yazmaya gerek duymuyorum. Legan - wait for it - dary!!!

10- En Çirkin Başrol - Sookie Stackhouse (True Blood) Vampir Bill için kesinlikle uygun bir bayan değil :/

11- En Fevkalade Jenerik - True Blood İlgili şarkı Jace Everett'in "Bad Things"i. Bu jeneriğin +18 olduğunu belirtmeliyim.

12- En süper Dizi Finali - Battlestar Galactica "Daybreak" in başarısına herhangi bir dizinin ulaşabileceğine inancım yok. Bütün hikaye mantıklı bir zemine oturdu ve hiç boşlık kalmadı. Sevenleri tarafından tam bir "tatmin" sağlandı. Aferin.

Not: Dediğim gibi eklemeler yapacağım ancak dizi tarihinin en iyi bölümlerini anlatan bir başka yazı daha dev araştırmanın ardından burada olacak
-coming soon-

Star Trek - Nostalji Mutluluğu


Oh My Gosh! diyerek başlamak istiyorum söze. Filmde Mr. Spock'ın yaşlılık halini orijinal serideki Mr. Spock'ı oynayan "Leonard Nimoy" oynuyornmuş. Asıl şaşırtıcı olan ise, Fringe sezon finalinde son dakikalarda karşımıza çıkan William Bell karakterini de Leonard Nimoy'un oynuyor olması! JJ Abrams'ın Star Trek sevgisi diyorum başka birşey diyemiyorum...

Yönetmen : jj Abrams
Oyuncular : Chris Pine - James T. Kirk
Zachary Quinto - Spock (Nam-ı diğer Sylar from Hereos)
Leonard Nimoy - Spock Prime
Eric Bana - Nero
Winona Ryder - Amanda Greyson (Spock'ın Annesi rolünde)
Jennifer Morrison - Winona Kirk (Kirk'in annesi Rolünde, nam-ı diğer House MD'nin doktor Cameron'ı)
Zoe Saldana - Uhura
Simon Pegg - Montgomery Scott (Nam-ı Diğer Shaun of the Dead :) )

Pek huyum olmasa da yukarıdaki kadroyu yazamadan edemedim. İnanılmaz bir kadro! Özellikle Eric Bana kötü adam rolünde çok iyi. Jennifer Morrison'ı önce Kirsten Dunst a benzettim ben filmde, daha önce bu benzerliği fark etmemem şaşırtıcı.

Filme gelirsek, oldukça başarılı bir bilimkurgu filmi. Hem zatebn sevdiğimiz bir konsept var ortada, hem iyi bir hikaye var, Abrams'da da para var; zaten başarılı bir film çıkmasaydı ortaya ayıp olurdu. Kendi kendime hayallere mi dalıyorum bilinmez ama çocukluğundaki Abrams'ın "Ulen var ya ben büyüyünce bu dizinin filmini çekicem biliyomusuuun?" dediğini duyar gibi oluyorum. Kendisi son zamanlarda her ne kadar paralel evrenlere takmış olsa da hem Fringe hem Lost bunu gösteriyor, zaman da ve mekanda ileri geri gidiş dönüşler söz konusu, Star Trek için "paralel evrenler" konusu başarılı bir seçim olmuş. Şöyle ki, bizim bildiğimiz Star Trek evreninde olanları paralel evrende bırakarak Abrams, orjinalin aynısı ama farklı bir Star Trek evreni yaratarak, hikayeye yeni bir boyut kazandırmış ve yepyeni olarak koymuş önümüze. Hele ki Mr. Spock'ın yaşlılık halinin "Leonard Nimoy" tarafından oynanması "Trekker"ları (evet böyle bir tabir var:) ) oldukça memnun etmiş olsa gerek.

Devamı gelsin istiyoruz, Abrams hatta bıraksın Lost'tu Fringe'i (ki iki dizinin de sezon finalleriyle bırakın düşüşü -sıçışa- geçtiğini düşünmekteyim) otursun Star Trek dizisi çeksin.

2 şey daha ekliyeceğim filmden alakasız, öncelikle sevdiceğime kimse gelmemesine rağmen benimle filmi izlemeye gelip yalnız bırakmadığı için teşekkür ediyorum (aslında böyle süper bir filmi izlettiğim için o bana teşekkür etmeli ama olsun :P )

İkincisi ise gülsem mi ağlsam mı bilemediğim bir durum, filmi kadıköy sinemasında izledik, oldukça gayrı resmi bir ortam szö konusuydu, salonda toplam 4 izleyici olduğu için ciddiye alınmamış olacağız ki, salonda çalışanlardan iki kişi de bizimle birlikte filmi izledi, bunda bir sorun yok tabi eğer filmin oratsında bir kaç kez içeri girip çıkmamış ve kafenin garsonuna filmin ortasında salonu 2 tane çay (hem de tepsiyle) getirtmemiş olsalardı. Bu da yetmezmiş gibi, filmin devam ettiğinin farkında olmayan birkaç kişi kapıyı açıp, helölö helölö konuşarak bütün konsantrasyonumuzun içine etmiştir. Ayrıca, bu sinema salonunda, kafeye oturulup sipariş verilmediği sürece sigara içilmesine izin verilmemektedir. Hatta tuvaletlerde tuvalet kağıdı da yoktur. Kadköy Sinemasını kınıyorum.

Ve bir de son olarak, "Kötü Adamlar"ın gemisi Battlestar Galactica'daki Diriliş gemilerine benziyordu bence.


Live long and prosper

Kyle XY - Mavi Gözlere Kurban Olmak :)

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Sevgili büyük dizilerimizin birer birer yaz tatili için ekrana veda ettiği bu günlerde, dizisizliği kaldıramayacak bünyem yeni cevherler peşinde koşmakta... 2 yeni diziye başladım, benim için yeni tabi yoksa bir süredir ekranlardalar. İlki "Gossip Girl" ki onunla ilgili ayrıntılı yazımı bundan sonra yazacağım; diğeri ise Kyle XY.

Geçen akşam evde izlerken anneme Kyle'ı gösterip, anne ne kadar tatlı çocuk değil mi dediğimde, aa evet hakkaten hoş çocukmuş, dedi. Annemle aynı herifi beğenmemiz sanırım benim yaşlanmaya başladığıma delalet ediyor. Diğer taraftan, daha bir hafta öncesine kadar, renkli gözlü erkeklerden ne kadar da hoşlanmadığımdan bahsediyordum, büyük konuşmamak gerekiyormuş. Zira, Kyle rolünde oynayan Matt Dallas efendi mavi gözlü, hem de çok tatlı!

Efendi, liseli kız tripleri bir yana, diziden bahsedecek olursak en basit haliyle kendini izlettiriyor denilebilir. İlk sezon zaten 10 bölüm, toplamda ise 3 sezon yayında kalmış dizi, ben ikinci sezonun yarısındayım şu anda. Kyle, ormanda açıp gözlerini birden kendini Seattle sokaklarında bulan, 16 yaşından öncesine kadar hiç bir anısı ve göbek deliği bulunmayan süpersonik zeki genç erkek. Psikolog anneye sahip bir ailenin onu evlerine kabul etmesi ve Kyle'ın geçmişini araştırmaya başlamasıyla, işin içine gizli şirketler, biraz matematik biraz fizik, biraz lise biraz aşk ve birazda süper kahramanlık girerek olaylar gelişiyor. İlk bölümler de -bence- Matt Dallas'ın oyunculuğu harika. Hayata yeni gözlerini açmış bir bebeğin gözlerinden görüyoruz dünyayı, çevresini ve hayatını anlamaya çalışan bir birey. Neden bazen yalan söylenmesi ama bazen sır saklanması gerektiğini, neden ereksiyonunu gizlemesi gerektiğini ve bunun gibi kendi kendimizi kısıtladığımız ama mantıklı olmayan "gerçekleri" öğreniyor yavaş yavaş Kyle, bunu onun mimiklerinden ve iç sesinden izlemek oldukça keyifli, benim diziyi bu kadar tutmamın en büyük sebebi kesinlikle bu.

Jenerik biraz Fringe'ı anımsatıyor, (Bu arada Fringe de sezon finalini yapmış, yakında burada ;) )hatta hikayede de benzer eyrler var - şirket örneğin "Medacorp"... "Lori" ve "Declan" karakterleri sanırım dizi tarihi boyunca en gıcık olduğum karakterler olacak, dizi tarihi(m)in en gıcık karakterleri diye bir yazı da aklımda oluşmuş durumda, yakında geliyor :) Kyle'ın gönlünü kaptırdığı hatun Amanda ise, biraz korkutucu geliyor bana, hem çok iyi hem çokkevaşe bi hali var, bakalım görücez ;) Anne ve baba figürlerimiz ise, "çok" iyi ebeveynler, hem böle birbirlerine aşık hem çok iyi kalpli vs. Bayıyorlar biraz, en az Ghost Whisperer'da ki Melinda ve kocası kadar iç gıcıklayan, bayan bir karı-koca bence. Ben çok korkuyorum onlardan...

Kyle XY için biraz araştırma yaptığımda final bölümüyle ilgili oldukça büyük hoşnutsuzluklar olduğunu gördüm, hatta dizinin başka birkanalda devam ettirilmesi gerektiği yönünde görüşler vardı. Dediğim gibi, daha bitiremediğim için şu anda konuşmak manasız. Herkese iyi seyirler!

-İtiraf ediyorum, Gossip Girl izliyorum!
-Fringe Sezon Finali
-Dizi tarihinin "En"leri...

---- coming soon ----