Hepimiz Amy'i Arıyoruz

19 Nisan 2010 Pazartesi

Cumartesi akşamını film izleme akşamı ilan edip 3 film izledik arka arkaya; Chasing Amy, Bend It Like Beckham ve 30 Days of Night. Üzerinde konuşulmayı en çok hak edeni "Chasing Amy".

Daha önce Kevin Smith'i ne kadar da çok sevdiğimden bahsetmiştim. Kevin Smith'in Clerks'ten sonra, Dogma'dan önce 1997 yılında çekmiş Chasing Amy'i. Ben Affleck, Joey Lauren Adams ve Jason Lee oynuyorlar başrollerde.

Eğlenmek için film izleyenlerden değilim. Ama bir filmin iyi olması ve birşeyler anlatması için illaki sıkıcı olması da gerekmiyor. İyi film bence söylemek istediğini sembolik olmadan da söyleyebilmeli -sembolizm denen şeyi sevmedim sevemiyorum, düz insanım ben, gelemiyorum dolaylı yollara. Chasing Amy; benim "iyi film" denen şeyden beklediğim herşeyi veren bir film -ki zaten ilk 10 filmim arasına girdi bile. Basit şekilde ve harika göndermelerle, kadın-erkek ilişkilerini, eşcinselliği, toplum dayatmalarını ve aşkı; aşkın cinsel kimliklerle yada kadın-erkek olmakla ne kadar da alakasız olduğunu anlatıveriyor siz farkına bile varmadan. Holden bir kadına aşık oluyor, kadının eşcinsel olduğunu öğreniyor sonra ancak bu durum ilişkilerinin başlamasına ve gelişmesine engel olamıyor.

Bu noktoda, eşcinselllik/heteroseksüellik vs aşk noktasında sanırım; bana feci halde Lost and Delirious'u anımsattı; diyalog şöyledir;
Mary: You are a girl in love with a girl, aren't you?
Paulie: No, i'm paulie in love with tori, remember?

Ancak Holden bu "deneysel" yaşayan kadının geçmişiyle başa çıkamıyor bir türlü ve geri dönüşü olmayan bir teklifte bulunuyor. Aynı anda hayatının aşkını ve hayatının arkadaşını kaybediyor.


Kevin Smith önce bu filmi "View Askewniverse" evrenine dahil etmemeyi düşünmüş ancak daha sonra Jay ve Silent Bob'ı ve diğer ayrıntıları ekleyip vazgeçmiş. (View Askewniverse nedir, ne değildir için bakınız bu link) Diğer filmlerinde olduğu gibi bunda da diyaloglar inanılamayacak derecede başarılı. Filmde boşuna çekilmiş hiç sahne yok ve tüm sahneler birbirinden başarılı. Beni en çok etkileyen sanırım Holden'ın arabadaki monologu oldu, daha doğrusu Holden'ın Alyssa'ya "Seni hatırlamak için bir restorandan alınmış kahrolası bir resme ihtiyacım yok!" demesi.  Ayrıca sanıyorum Silent Bob'ın en çok konuştuğu filmdir. Anlattığı hikaye ise "çoğu insanın başından geçmiş gurura yenik düşme hikayesi", filmin özeti gibidir.(Film ismini de bu hikayeden alıyor zaten)

Film boyunca cinsellikten bahsedilir, insanı şok eden ve asla yüksek sesle zikredemeyeceği müstehcenlikte seksten hatta, ama bir tek sevişme sahnesi dahi görülmez.

Kevin Smith'in izlemediğimbirkaç filmi kaldı ancak bence en iyi filmi bu, erken karar vermiş olsam da. Herkese göre olmayabilir ancak "iyi film ne" sorusuna doğru dürüst bir cevap verebilecek olanlara göre olduğu kesin.

Bu kopuk ve filmin etkisinden olsa göre bir türlü toparlayamadığım yazımın sonunda ekşisözlükteki bir yorumdan alıntı yapmak istiyorum;

"aşk üzerine yapılmış çok gerçek bir film.
kulesinde prensi bekleyen eski zaman aşklarına inat bu zamana ait, burdan, bizden.
kendi ahlak kavramına sahip kişi sadece gerçekten umursadığı kişiye kendini anlatmak zahmetine girer, o da anlamazsa, anlayamazsa; suçlamadan, kızmadan sadece üzülerek yoluna devam eder.
biri için değişebileceğin aşklar geçen yüzyılda kaldı artık. şimdi aşka sahip olmak için önce kendini bulmalısın ki seni tamamlayacak kişiyi bulduğunda ona hazır ol. yeter ki var olduğunun, orda olduğunun, sen olduğunun bilincinde ol. çünkü gerçek aşk sana gelir; topluma, ahlak kavramına, onun bunun doğrularına değil; sana. seninle ilgilidir, senin içindir. ben sana hazır olmak için değil kendim olmak için yaşadım bunları ve bunlar beni sana getirdi.
anlayana sazdır bu film, asla anlamayacak olana az."
(cookie, 21.04.2008 tarhinde yazmış bunu, saygılar kendisine)


0 yorum: