AYRILIK ÖYKÜLERİ

7 Ekim 2010 Perşembe

I.                   Melek değilmişim-di. Melek değil mi, şimdi?

           Susuyoruz. Sanki konuşmasam sonsuza dek susmaya devam edecekmişiz gibi.Bazen denemeyi düşünmüyor değilim konuşmasam sonsuza dek susabilir miyiz acaba? Bu kadar cesur değilim. Hem sonsuzluk çok uzun sürer eminim. Ben bu kadar sabırlı değilim. Ben onun kadar sabırlı değilim.

           O kadar uzun süre sustuk ki, yeniden konuşmaya başlamak zor olacak. Cümle kurmaya çalışsam sesim bu sessizlikte iğreti duracak biliyorum. Ama ben konuşmazsam o hep susabilir. Of. Rahatsız edici olmaya başladı bu. Huzursuzum. Niye huzursuzum sanki?
O nasıl rahat olabiliyor bu kadar?

           Aralarındaki bira şişelerini bir kenara aldı. Sonra çantayı ve sigara paketlerini de. Sessizce yapıyordu bunu sanki adamın dikkatini çekmekten ve vereceği tepkiden korkuyormuş gibi. Araları boşalınca yavaşça kaydırdı kalçasını adamınkinin yanına. Oldu işte, artık dizlerinin üstüne başımı koyabilecek kadar yakınındayım. Elini yüzüne koydu adam.

           Bunu yapmak istemiyordum aslında. Bu yapılmasını istediğim şey. Neden? Neden yalnızca bir kez olsun o yanaşıp dayamıyor başını omuzlarıma? Neden sadece bir kez olsun “Sev beni, sana çok ihtiyacım var…” demiyor?

Evet bunu yapmak istemiyordum. Yapmasını istiyordum.

-          Buradan İstanbul çok güzel görünüyor.
-          Evet. Bence de…
-          Sen bilemezsin ki… Ben yattığım yeri kastediyordum. Yani tam olarak ‘buradan’.

           Öp beni ne olur… Öyle ihtiyacım var ki buna. Biraz sarılsa geçecek sanki her şey. En başına dönmenin bir yolu yok mu? Olmalı… Ama olsundu. Keşke kendimizi ‘yeniden başlat’abilsek. Olayları hatırlayamıyorum ama kırgınlıkların ağırlığı hala yüreğimde. Hala hatırlamadığım şeylere üzülüyorum.

           Ne zaman yabancılaştık biz birbirimize bu kadar? Biliyordum böyle olacağını… Ayrı kalmanın sınırını, dozunu çok iyi ayarlamak gerek. İnsanlar birbirlerinden uzaktayken eğer değişmeye başlarlarsa ve bu duygusal değişimin ucunu kaçırırsa karşınızdaki; daha fark etmeden bir de bakmışsın bambaşka bir insan olmuşsun.  Ah, biliyordum böyle olacağını. Ama bir yerde benimde gururuma yenik düşeceğimi o da bilmeliydi. Kaçırdı işte. Düşünüp duruyorum ne zamandır. Söylemek istediklerimi ona anlatabilecek, konuşacak, duygusal değişim sürecimden onu haberdar edecek fırsatım olmadı. Olmadı ve ben değiştim. O bunu fark edemeyecek kadar yoktu. Uzakta değildi ama yakınımda hiç değildi. Kendisiyleydi… ah. Fark etmeliydi. Edemedi.

           Yine susuyoruz. Sanki yokuz ikimizde. Hiç olmadık. Burası yok. Yok işte. Olmama hali. ‘Farkındasın ve istemiyorsun. İstememe hali bu…’  Nereden geldi şimdi bu cümle aklıma…

         Ağlamak üzereyim. Burnumun sızısından belli…Ya ağlarsam ve o fark edip “Neyin var?” derse. Öyle ya gerçekten… Neyim var benim? ( Ya da yok… ) neyse…
Nasılsın sorusuna verilebilecek cevabım var mı benim?

Nasılsın? Sanki beni hiç umursamıyormuşsun gibiyim.
Nasılsın? Daha iyi hissettiğim günler olmuştu.
Nasılsın? Sanki beni günlerdir aramamışsın gibiyim.
Nasılsın? Sanki yanımda yokmuşsun gibiyim.
Nasılsın? Sanki şuanda kucağında yatmıyormuş gibiyim.
Nasılsın? Sanki az sonra seni terk edecekmişim gibiyim.


Ya da…
Nasılsın? İyiyim.

         Bu soruya verilebilecek yüzlerce yanıtın yanı sıra baştan savmak daha kolay olacak ikimiz içinde. Zaten… Ne zaman nasılsın dedi ki şimdi desin. Bense hala en iyi cevabı bulmaya çalışıyorum. Acınacak haldeyim. Tanrım!

        Tartışmak istemiyorum. Ama o ısrarla neyin var dememeye devam ediyor. Of. Bu sonsuza dek sürebilir, biliyorum.

        Hayır. Konuşmayacağım. Bunu çok yaşadık. Öyle çok sefer ki, bunu bir daha yinelemenin manası yok artık. O güç bende de yok zaten. Yorgunum. Yorulacağımı söylemiştim. Fark etmeliydi. Önemsemeliydi. Bu beni kahrediyor. Böyle olması gerekmiyordu. Onun için hala bir sorun yok. Nasılda görmüyor beni? Nasılda görmüyor gittiğimi…Anlatmaya çalışsam mı acaba? Ne diyebilirim ki? Anlatacak bir şey yok.

-          Eve gitmem gerek.

         Kalktılar. Her zaman döndükleri yoldan gidiyorlardı yine. Aylardır olduğu gibi. Kız adamın elini tutmamıştı bu sefer ama adam fark etmedi. Fark etse her şey daha farklı olabilirdi. Belki.

        Birazdan şu lanet otobüse bineceğim ve yine her şey bitmiş olacak. Yine konuşmamış olacağız. Yine güzel hiçbir şey söylememiş olacak. Yine düzelmemiş olacak. Yine kötü bir gece. Yine bütün gece acı. Yine…   O kadar az vaktimiz kaldı ki… Ben dayanamıyorum artık. Daha fazla bekleyemeyeceğim.

-          Gidiyorum ben.
-          Farkındayım.
-          Öyle değil. Temelli gidiyorum. ‘sen’den gidiyorum.
-         
-          Ben çok yorgunum. İstemiyorum artık bu ilişkiyi. En basit nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Ani oldu üzgünüm. Aslında ani değil, günlerdir her dakika gidiyorum senden, gidiyordum, sen fark etmedin. Anlatmaya halim yoktu. Seni seviyorum. Çok seviyorum. Hep seveceğim, belki. Biliyorum, bundan sonra hayatıma giren herkesi seninle aldatacağım. Ama üzgünüm, çok üzgünüm. Daha fazla dayanamayacağım.
geçen gün beni mutlu edebilecek bir başkasını hayal ederken yakaladım kendimi. Sen bir insanın birlikte mutlu olmayı umabileceği türden biri değilsin. Bir süre sonra yorulacağımı ikimizde biliyorduk. N’olur affet beni. Ama çok yorgunum. Gitmek istemiyorum, biliyorsun.


Kal’ desen.
Dönüşüm yok artık.

-          Hoşça kal.
-          Sende.

Zor bir gece olacak.
Peki; “Terk eden giden midir, yoksa kalan mı..?”

2 yorum:

Azura dedi ki...

Hem gidendir terk eden hem de kalan.. Ne acı..

blowininthewind dedi ki...

Gidebilecek cesareti olmak, öyle büyük kararlar almadan gitmek... Acı vereceğini hissederek, tam olamayacağını bilerek gitmek...