Don Draper'ın Kadınları

21 Aralık 2010 Salı



Mad Men 4 sezonu geride bıraktı; aldığı onlarca ödül ile birlikte. Eğer izlemiyorsanız "O kadar güzel dizinin içinden neden hep bu topluyor Emmy'leri, Golden Globe'ları? " diyor olabilirsiniz siz de benim bir zamanlar yapmış olduğum gibi. Ama bu işten biraz olsun anlıyorsanız izlediğinizde siz de fark edeceksiniz ki aldığı tüm ödülleri hak ediyor Mad Men.

Bildiklerimizden farklı olarak hikaye değil tamamen karakter odaklı bir dizi olduğundan, oldukça ağır gelebilir bu dizi standart izleyiciye. 1-2 sezon üst üste izlenmiyor. Zamana yaymak gerekiyor, vakit ayırmak gerekiyor bu diziye; sindirmek gerekiyor. 

"Beat kuşağından hemen sonra Hippi kuşağından hemen önce"ki geçiş dönemini alıyor arka plana, reklamcılığın en parlak dönemini anlatıyor bize. Arka plan inanılmaz ayrıntılarla doluyken dönemin atmosferini yansıtması bakımından inaılmaz derecede başarılı. Arka plandaki tüm o ayrıntılar içerisinde benim için en önemlisi dönemin "kadın hareketi"ni temsil eden Peggy Olson önderliğinde anlatılan kadınların iş dünyasında var olma çabası. 


Don ve Peggy; 4.sezonun en iyi bölümü "The Suitcase"de

Mad Men'in başındaki "adam" Don Draper. Ekranların en nefretle sevilen karakteri olsa gerek. Bir taraftan inanılmaz karizmatik, başarılı, yakışıklı, yaratıcı bir adamken diğer taraftan ilgisiz bir baba, geçmişinden kaçan bir yalancı ve karısını eline geçen her fırsatta aldatan bir koca. 

Don Draper ile özdeşleşmeye çalışmak çok zor, karısını neden bu kadar aldattığını anlamak ise imkansız. Başlarda bunun altında travmatik bir sebep arıyor insan, çocukluğundan, geçmişinden gelen bir problem; ama Don kadınlar konusunda hiç seçici davranmıyor. Bu seçici olmayışta aldatmalarının ardında hiç de öyle derin bir anlam olmadığını, bunun yalnızca onun seks düşkünlüğünden, libido yüksekliğinden kaynaklandığını ortaya koyuyor. (Ki bu noktada bana Californication dizisinin Hank Moody'sini anımsatıyor. )

Donald Draper ne gerçekten kötü ne de gerçekten iyi. Siyah ya da beyaz değil; Donald Draper gri bir karakter.

Donald Draper'ın Kadınları;

Betty Draper

Betty, Don'un karısı. Güzel ve iyi eğitim almış bir modelken aşık olup evlenmiş ve daha 20'li yaşlarının başında 2 çocuk sahibi olarak eve hapsolmuş mutsuz, huzursuz, hırçın bir kadın Betty. Don ile geçinmeyi becerebilmek için onu terk etti, affetti, hatta aldattı ama olmadı ve en sonunda boşandı. 


Midge Daniels

Don'un yanında gördüğümüz onun hayat şeklinde en uygun olmayan kadın Midge. Beatnik kuşaktan gelen, uyuşturucu bağımlısı bir ilüstratör; Don'a içinde bulunduğu hayattan bir uzaklaşma noktası. İlk sezonda Don ile birlikteydi; daha sonra 4.sezonda bir bölümde gördük kendisi; Don'dan eroin parası koparmak için geri döndü. Midge'in 4.sezonda geri dönüşü Don'un ne kadarda değişmediğini göstermek için geçmişten bir "sabit" ortaya koymak içindi sanki. Ayrıca Don'un inanılmaz startejisi "Why i am quitting tobacco?" için bir ilham perisi olmuştur da diyebiliriz. 


Rachel Menken

Babasına iş konusunda asistanlık eden Yahudi bir iş kadını Rachel. Don ile iş mevzusuyla tanıştılar ve her ne kadar çalışsa da Don'a karşı koymayı başaramadı. İlişkilerini Avrupa'ya yaptığı bir gezi vesilesiyle sonlandırdı ve bu geziden Yahudi bir koca ile döndü. 


Bobbie Barrett

Komedyen Jimmy Barret'ın eşi. Diğer pek çok kadının aksine Bobbie Don'u ilişkiye girmeye ikna ediyor; tabiri caizse "tavlıyor". Bu ilişki uzun süre devam ediyor, ta ki bir gün Bobbie Don'u "seks yetenekleri"nden faydalanmak ve sosyete kadınları arasında hava atmak için kullandığını ağzından kaçırana dek. Bu ilişki hem Bobbie'nin hme de Don'un eşleri tarafından öğreniliyor ve Don ile Betty'nin evliliğinde sonun başlangıcı oluyor. 


Suzanne Farrell

Don'un kızı Sally'nin öğretmeni. Uzun süreli bir ilişki yaşıyorlar Don ile. Don'un gerçekten sevdiği yada sevdiğini sandığı kadınlardan biri Suzanne ve onu bu ilişkiye ikna edebilmek için çok uğraşıyor Don. Ancak Betty'nin Don'un geçmişiyle ilgili gerçekleri öğrenmesi bu ilişkinin sonu oluyor.


Bethany Van Nuys

Roger ve Jane'in Don Betty'den ayrıldıktan sonra ona ayarladıkları bir "blind date" aslında Bethany. İlişkileri bir kaç buluşmadan öteye gidemiyor. 


Dr. Faye Miller

Don'un hayatına giren en önemli kadınlardan biri Faye. Şirket için çalışan psikologlardan biri, günümüz kadınına en yakın görülebilecek karakter. Kariyerini önemseyen, güzel, güçlü ve yalnız yaşayan bir kadın Faye. Don'un kurtuluşu olabilecek bir kadın; Don'un geçmişini öğreniyor ve onu geçmişiyle yüzleşmesi için teşvik ediyor. Ancak Don'a ağır geliyor Faye. 

Megan Calvet

Megan ajansın resepsiyonisti olarak çalışıyordu başlarda ama Don'un yaşlı sekreteri öldüğünde onun yerine geçti. Onu ilk Sally yere düştüğünde Sally'i kucakladığında ve sakinleştirdiğinde fark etmiştik. Bir gece ofiste Don'a sorumluluk almayacağı bir seks teklifiyle geldi ve ilişkileri bu şekilde başladı. Aslında 4.sezonun ve sezon finalinin süprizi diyebiliriz Megan için zira çok kısa sürede Don ona aşık olduğuna kanaat etti ve kendisine evlenme teklif etti. 

Megan iyi eğitimli özgür bir kadın imajı çiziyor gibi görünse de dünyanın belki de en romantik evlilik teklifini almasının 2 dakika sonrasında arayıp annesine bunu haber vermekle evlilik meraklısı sıradan kadın tipine dönüverdi gözümüzde. (ki bu noktada Ponds için araştırma yapan Faye'in Don'a söylediklerini anımsatmak isterim: "Özür dilerim Don, yanılmışım. Kadınlar ne yapıyorsa koca bulup evlenmek için yapıyor. Değişti sanmıştım ama hiç birşey değişmemiş.")

Peki Don'un hisleri gerçekten aşk mı? Megan'ın onu sakinleştirdiği ve çocuklarıyla iyi geçindiği doğru ama Don gibi bir adam için bunlar gerçekten evlenmeye yetecek sebepler mi? Yoksa zeki ve güçlü kadınları kaldıramayan Don aynı Betty'nin bir zamanlar yaptığı gibi sadece kendine aptallık derecesinde hayran olan ve onu bir tanrı gibi gören yüzeysel bir kadınla mı birlikte olmak istiyor?


Anna & Don Draper

Gerçek Don'un karısı, Dick Whitman'ı gerçekten tanıyan tek insan. Don'un hayatında çok önemli bir yeri oldu bu kadının. 4.sezonda kanser sebebiyle ölmesi, Don'un hayatı için gerçekten bir dönüm noktası oldu. "The Suitcase" bölümünü hatırlamak gerekiyor bu noktada, Samsonite ve Muhammed Ali Boks maçı ekseninde, Don ve Peggy üzerine kurulmuş bu bölümde Anna ile birlikte Dick'in de öldüğünü gördük. (Bu bölüm bence 4 sezonun en iyisi idi.)  

Joan ve Peggy

Donald Draper'ın birlikte olmadığı iki önemli kadın daha var tabi Mad Men'de; Joan ve Peggy. Joan, görünüşü, tavırları, hayatta duruşu ile tam bir "kadın". Peggy ise erkeklerin dünyasında erkekler kadar iyi olduğunu kanıtlamaya çalışırken kadınlık kompleksinden kurtulamamış bir kadın. genellikle arkadaş olamayan bu iki karakterin en yakınlaştığı ve birbirlerine en benzedikleri nokta, sezon finali olan tomorrowland'de Don sekreteriyle evleneceğini açıkladıktan sonra yaptıkları konuşma sırasında oluyor. Birbirlerini çok iyi anlıyorlar. Bir tarafta ünavı yükselen ama maaşı artmayan Joan ile ajansı kurtaracak işi bağlayan ama bu haber nişan haberinin gölgesinde kalan Peggy ile hiç çaba sarf etmeden sırf güzelliği ve çekiciliğini kullanarak sekreterlikten Don'un karılığına terfi eden Megan. 

Mad Men her bölümü üzerine uzun uzun analizler yazılabilecek derinlikte bir dizi. Bu yazıyı daha fazla uzatmamak adına 4.sezon ve sezon finali ilgili bir değerlendirmeyi başka bir yazıya bırakıyorum. 

Not 1: Bu yazı öncelikle 22dakika.org'da yayınlanmıştır.
Not 2: 4.Sezon final bölümünün son şarkısı nı paylaşmak istiyorum bir de; Sonny & Cher - I Got You Babe



5 yorum:

obiwan667 dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
hibergate dedi ki...

Yazı için teşekkürler

Söz konusu olağanüstüler alemi olduğunda Mad Men bu alemin çok önemli bir elemanı.

Mad Men hayatı anlattığı için çoğunlukla üzerinde çok çok konuşmamız, sesli düşünmemiz, perspektiflerimizi genişletmemiz gerekli.

Vaiyner kesin konuşmak istediğinde bunu yapıyor ama çoğunlukla kesin konuşmak istemiyor ve bunu yaparkende kesinliği çok olası gibi gözüken bir çok olay koyuyor. Ama genelde izleyenler tarafından benim gördüğüm hata şu. O dönemin dinamiklerini yaşayan karakterlerin gözünden bakılmıyor.
işi
Şimdi biraz yazıdaki tespitlere kendi yorumumu getirmek isterim.

bence don kadınlar konusunda çok seçici bir adam. Aradığı kriterlerden kesinlikle taviz vermiyor. Biz onu her gördüğünü yatağa atan biri gibi görüyoruz ama öyle değil. sadece bize anlatılan hikayenin zaman kısıtları gereği don'un karşılaştığı ama hiç ilgilenmediği kişileri göremiyoruz.

Faye ile ilgili yoruma ise hiç katılmıyorum. Don istediğini alma konusunda egosu çok yükseklere çıkımış bir adam. Faye ilk başlarda ondan kaçarken Don da bu durum yer etti bu ve çok karamsar olduğu kimliği yüzünden takibe yakalandığı ve panik ataklar geçirdiği sıkıntılı bir döneminde olmasa idi faye e bu kadar açılmazdı bile. Sırrını ona söylemesinin sebebi ise kendinin söylemi ile artık yorulmuş olması ve bununla yüzleşme konusunda karar vermiş olması karşısında herhangi bir kadın bile olsa sırrını söyleyecekti. Faye'in ne kadar kendine güvensiz olduğu, kendisini orijinal olmayan çeşitli oyunlar ile parlattığını çok iyi anlattılar. Faye konusunda benim düşüncem bu.

Son olarak diziye damgasını gizliden vuran bir kadın karakter sally kesinlikle ilerde varoluşçu felsefeye katkıda bulunacak bir yazar veya düşünürün temelleri atılıyor. Bunda sally'nin kendi içindeki cevheri başrolde. annesi ile ilişkisi ise onun katalizörü gibi.

widfara dedi ki...

sevgili hibergate;

yorumunuz için gerçekten çok teşekkür ederim. mad men etrafımdakiler tarafından çok fazla izlenmediğinden olacak, bu dizi hakkında konuşabileceğim çok fazla insan bulamıyorum :)

Sally konusunda yazdıklarınızda çok haklısınız. Aslında onu da bu yazıya eklemeyişim hata olmuş.

hibergate dedi ki...

rica ederim.

Evet madmen çok sevilen bir dizi değil. Bu yüzden bende çevremde olayları başka birinin gözünden tartabileceğim kişiler bulamıyorum.
Tek tek bölümler bazında söyleyecek çok şeylerimiz var tabi.

Ama benim genel olarak çok tuttuğum yönü şudur ki madmenin seyircisinden emek bekliyor olması, düşünmek zorunda bırakarak bazı şeylerin nedenini nasılını sorgulatması. yani bir yandan ki özellikle don un sıkıştığı anlarda inanılmaz bir dramatik yapıyla hikayeyi sunarken bir yandanda çarpıcılıktan uzak tek boyutlu bir anlatımla insanoğlunun nasıl basit bir yaratılışta olduğunu aktarması. Tüm bunları yaparkende herşeyi estetize edebilmesi. Gerçekten çok iyi işler yapıyorlar. Ben kendi adıma hiç dizi izlemeyen biri olarak bölüm bölüm bir eseri takip etmenin ne demek olduğunu madmen ile anladım. Şans eseri ikinci sezonunda farkına vardım. Ve benim adıma çıtayı gerçekten çok yukarılara çekti bu adamlar.

Yazı için bir teşekkür de madmen ile ilgili bir yazı olması dışında madmen üzerindeki belirli bir tema üzerine yazılmış bir yazı olması için. Böylesi tematik yazıları pek göremiyorum doğrusu.

Bir Adamın Güncesi dedi ki...

Eğlenceli olmuş yazı. :) Yazının sonuna da güzel bir final yapmışsın.