7.Yıldız Kısa Film Festivali 3 Mayıs'ta Başlıyor!

31 Mart 2010 Çarşamba

7. Yıldız Kısa Film Festivali bu yıl 3-7 Mayıs tarihleri arasında düzenleniyor. Yıldız Teknik Üniversitesi Sinema Kulübü tarafından düzenlenen, jüriliğini sinema sektörünün özgün ve seçkin isimlerinin oluşturduğu festivalin yarışma ve gösterim bölümleri için son katılım tarihi 12 Nisan. Yarışma kısmına yalnızca öğrenci filmlerinin katılabildiği festivalin gösterim kısmı ise yurtiçi yada yurtdışından tüm yönetmenlere açık. Yarışma ve gösterim bölümlerine katılım ile ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Yarışma bölümüne katılmaya hak kazanan filmler, Yıldız Teknik Üniversitesi Sinema Kulübü danımanı Uğur KUTAY başkanlığında, Yıldız Teknik Üniversitesi Sinema Kulübü Yönetim Kurulu ve Üyelerinden oluşan ön jüri tarafından değerlendirilecektir. Ön jüri değerlendirmesinden geçen filmler esas jüri tarafından değerlendirmeye alınacaklar. Bu yıl jüri üyeleri sinema yazarı Banu Bozdemir, kurgucu Çiçek Kahraman, yönetmen Durul Taylan, sanat yönetmene Elif Taşçıoğlu, animasyon alanından Erdem Taylan, müzisyen Gökhan Kırdar, görüntü yönetmeni Mehmet Aksın, senarist Orçun Köksal ve oyuncu Ozan Güven'den oluşuyor. Kurmaca, canlandırma ve deneysel dallarında ilk üçe giren filmlere ve bir de özel ödül olmak üzere toplam 10 ödül verilecek bu festivalde. 7 Mayıs akşamı yapılacak ödül töreni ve kokteyl ile festival sonlanacak. Festival süresince hem kısa film gösterimleri hem de söyleşi, panel ve atölyeler düzenlenecek.

Yıldız Kısa Film Festivali amatör bir organizasyon. Ben de Y.T.Ü Sinema Kulübünde bulundum uzun üniversite yıllarım boyunca ve düzenlenen ilk iki festivalin ekibi arasındaydım. Bu festivalin öncelikli amacı gösterim imkanı bulamayan öğrenci kısa filmlerini izleyici ile buluşturarak Türkiy'de çok bilinmeyen "Kısa Film" sektörünün tanıtımını ve gelişimini sağlamak. Büyük zorluklar ve karşılıksız emeklerle gerçekleşen bu festivale katılımınız temennisi ile...

Hatırlatmakta fayda var;
Festivale son katılım tarhi; 12 Nisan
Film Gösterimleri; 3-7 Mayıs taihleri arasında, YTÜ Yıldız Kampüsünde
Ödül Töreni ve kokteyl; 7 Mayıs

Gel Vatandaş Konsere Gel!

30 Mart 2010 Salı

Bu sene İstanbul'da konser bolluğu olacak. Bazıları daha önce de geldi, bazıları 20 sene de bir geliyor, bazıları ise ilk kez (son kez belki de )! Ben de ajandalarınıza kaydetmeniz için bir derleme yapmaya çalıştım kronolojik olarak :)

27 Nisan 2010 - Sepultra -  Maçka Küçük Çiftlik Park
Bilet Fiyatları
Normal:45tl
Sahne Önü:67tl
Grup Sitesi: http://sepultura.uol.com.br/v6/
Biletix: http://www.biletix.com/event.htm?id=LLSEP


7 Mayıs 2010 - Anathema - Refresh the Venue
Bilet Fiyatları
Normal: 39,50 tl
Sahne Önü: 54,50 tl
Grup Sitesi: http://www.anathema.ws/
Biletix: http://www.biletix.com/event.htm?id=LLVM1


11 Mayıs 2010 - Riverside - Studio Live
Bilet Fiyatları
15 Nisan'a kadar 30 tl bu tarihten sonra 35 tl.
Konser günü kapıda 40tl.
Grup Sitesi: http://www.riverside.art.pl/en/
Biletix: http://www.biletix.com/event.htm?id=LLRIV,


17 Mayıs 2010 - Lamb of God - Maçka Küçük Çiftlik Park
Bilet Fiyatları
Normal:  67tl
Sahne Önü: 130tl
Grup Sitesi: http://www.lamb-of-god.com/
Biletix: http://www.biletix.com/event.htm?id=LLLAM


25 Mayıs 2010 - Caspian - Studio Live
Bilet Fiyatları
30 Nisan'a kadar 25tl
Grup Sitesi: http://www.caspianmusic.net/


31 Mayıs 2010 - Bob Dylan - Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu
Bilet Fiyatları
1. Kategori: 325,00 TL
2. Kategori: 270,00 TL
3. Kategori: 190,00 TL
4. Kategori: 152,00 TL - TÜKENDİ
5. Kategori: 110,00 TL - TÜKENDİ
6. Kategori: 82,00 TL - TÜKENDİ

Grup Sitesi: http://www.bobdylan.com/
Biletix: http://www.biletix.com/event.htm?id=LKPO2 



13 Haziran 2010 - Eric Clapton & Steve Winwood - Santral İstanbul
Bilet Fiyatları 
1. Kategori: 370,00 TL (Sahne Önü)
2. Kategori: 265,00 TL (VIP 1 - VIP 3)
3. Kategori: 215,00 TL (VIP 2 - VIP 4)
4. Kategori: 99,00 TL (Normal Bilet - İndirimli Dönem)

Grup Sitesi: http://www.ericclapton.com/
                   http://www.stevewinwood.com/


Biletix: http://www.biletix.com/event.htm?id=LLERI




13 Temmuz 2010 - Massive Attack - Kuruçeşme Arena
Bilet Fiyatları:  
Ayakta: 77,00 TL (Avantajlı Dönem)
Sahne Önü: 160,00 TL

Grup Sitesi: http://massiveattack.com/
Biletix: http://www.biletix.com/yakinda.htm?id=42


17 Temmuz 2010 - Faithless -Maçka Küçükçiftlik Park
Bilet Fiyatları:  
Sahne Önü: 163,00 TL
Normal: 66,00 TL

Grup Sitesi: http://www.faithless.co.uk/
Biletix: http://www.biletix.com/yakinda.htm?id=56


22 Temmuz 2010 - The Cranberries - Maçka Küçükçiftlik Park  
Bilet Fiyatları
Normal: 78,00 tl
Sahne Önü: 165,00 tl

Biletix: http://www.biletix.com/event.htm?id=LLUNA 
Grup Sitesi: http://www.cranberries.com/




6 Eylül 2010 - U2 - İstanbul Olimpiyat Stadı
Bilet Fiyatları
1. Kategori 375,00 TL
2. Kategori 300,00 TL
3. Kategori 225,00 TL
4. Kategori 175,00 TL
5. Kategori 125,00 TL
Saha İçi-Ayakta 100,00 TL
6. Kategori 75,00 TL
7. Kategori 50,00 TL
Grup Sitesi: http://www.u2.com/
Biletix: http://www.biletix.com/static.htm?page=sp16


30 Eylül 2010 - Ozzy Osbourne - Turkcell Kuruçeşme Arena 
Bilet Fiyatları
Ayakta: 75,00 TL (Avantajlı Dönem)
Sahne Önü: 200,00 TL
 

Grup Sitesi: http://www.ozzy.com/
Biletix: http://www.biletix.com/event.htm?id=LLOZZ 

Sezon Sonu Hamilesi

29 Mart 2010 Pazartesi

Tvfanatic sitesinde yayınlanan habere göre, ünlü dizlerimizden birinin sezon sonunda şok edici bir hamilelik haberi alacakmışız. Ben de bu habere istinaden uzun süreli  bir yarışma düzenlemeye karar verdim. Aşağıdaki dizilerden hangisinin sezon finalinde hamilelik haberi alacağımızı doğru tahmin eden okuyucuma küçük bir hediyem olacak. Şıklarımız şu şekilde;
  • Grey's Anatomy
  • House
  • Bones
  • Chuck
  • Gossip Girl
  • Smallville
  • NCIS
  • Glee
  • Lost 
Cevaplarınızı buraya yorum olarak yazarsanız sevinirim ;)

Up - Büyüklere Çizgi Film

19 Mart 2010 Cuma

Dün akşam Pixar'ın son bombası "Up" isimli animasyon filmini izledim. Animasyon insanı değil de genelde "anime" insanıyımdır. Deli gibi takip etmem yani animasyonları. Neyse... Up'ı duymayanımız kalmadı zaten. Zira bu film "En İyi Film" dalında Oscar'a aday olan ilk animasyon filmi. (Umarım son olmaz) Tabi bu yıl hemen hiç şansı yoktu bu dalda ama "En İyi Animasyon" Oscar'ını kazandı tabi. Bunun haricinde 38 ödülü ve 29 adaylığı daha bulunuyor (imdb'ye göre)

Pixar animasyon filmleri yapmaya "Toy Story" ile başladı. Pixar'ın başarısı filmlerini yaparken hedef kitle olarak sadece çocukları almamasından kaynaklanıyor; daha çok büyükler için yapıyorlar animasyonlarını. Toy Story'nin ardından A Bug's Life, Toy Story 2, Monsters Inc. ,Finding Nemo, The Incredibles, Cars, Ratatouille ve Wall-E geldi, en sonda da Up var. Haziran ayında ise son filmleri Toy Story 3 gösterime girecek. Listeye bakıldığında kaliteyi bir iki noktada düşürmüşler gibi görünüyor (örneğin "Cars" sadece ticari kaygılarla yapılmış bir filmdi) Wall-E ve Up ise bence Pixar animasyonlarını zirve noktası, ikisi arasında tercih yapamadım maalesef ama sanırım hem bilimkurgu olması hem de en sessiz animasyon olması sebebiyle Wall-E daha önce geliyor benim için.

Gelelim Up'a. Pek çok Pixar filmi gibi Up'ta bir yol hikayesi özünde; yolculuk hikayesi. Karısını kaybeden Carl Fredricksen ona verdiği sözü tutmak adına çocukluk hayallerinin peşine düşüyor; evlerini Cennet Şelalelerinin yanına taşımak için binlerce balonla yola çıkıyor. Ancak davetisz bir misafirin de onunla birlikte olduğunu biraz geç fark ediyor;  eksik olan son rozetini almak için istese de istemese de Carl'a yardım etmeye kararlı 8 yaşındaki izci Russell'ı. Davetsiz misafirlere 2 "kişi" daha ekleniyor sonra, konuşan köpek "Doug" ve nadir bir tür kuş olan "Kevin"...
Up genelde kahkahalar attıran ama insanı çok derinden üzmeyi de başarabilen bir film. Up bence en büyük başarısı hem yaşlı ve huysuz insanları, hem 8 yaşındaki erkek çocukları hem de köpekleri karikatürize etmeden oldukları gibi ekrana yansıtabilmiş olmasından geliyor ki sanırım biz de en çok bunlara güldük filmde.

Görüntüler şahane, karakterler ve çizimleri sevimli, hikaye bilindik bir hikaye olsa dahi işlenişi farklı ve başarılı. Gçen yılın "People Choice" ödüllerinde "En İyi Aile" filmi seçilen Up'ı hem çocuklar, hem çocuklarıyla birlikte aileler, hem de yetişkinler severek izleyecektir. Ben en çok aşağıdaki sahneyi sevdim; huzurevinden kendinisini almak için gelen görevlileri atlatan Carl'ın binlerce balonu aynı anda gökyüzüne salarak hayallerinde ki yolculuğa başladığı sahneyi.
Benim bu yazımda okurlarıma sormak istediğim bir soru var aslında, sizce bu film neyi anlatıyordu? Cevaplarınızı yorum kısmına yazarsanız ve bunu interaktif bir hale getirebilirsek çok sevineceğim. Cevap veren herkese şimdiden teşekkürler!

Caprica'yı Sevmemiz İçin 10 Sebep

17 Mart 2010 Çarşamba


1- Müthiş Bir Açılış Jeneriğine Sahip Olduğu İçin
Caprica'nın açılış jeneriği en az Battlestar Galactica  kadar başarılı ve karanlık. En az görüntüler kadar, müziği de güzel. Özellikle Zoe'nin gözünden saylonların (cylon) kırmızı gidip gelen ışıklı gözlerine ulaşılan sahneyi seviyorum ben.



(Ne kadar arasam da bu fotolardan oluşturulmuşundan başka açılış jeneriği videosu bulamadım, NBC kaldırtmış hepsini.)

2- William Adama'nın Çocukluğunu Görmek İçin
Bildiğiniz gibi Caprica, Battlestar Galactica'dan yaklaşık 50 yıl öncesini anlatıyor. İki dizi arasındaki bağı William Adama kuruyor; Caprica'da William Adama'nın çocukluğuna, Tauron'lu kimliği ile Caprica'lı kimliği arasındaki çelişkiye tanık oluyoruz. Caprica bize nasıl olup da Adama'nın Battlestar Galactica'da sık sık bahsettiği üzere, babasından hem nefret edip, hem de onu örnek aldığını anlatacak. Caprica'da, Adama'nın çocukluğunu Sina Najafi canlandırıyor.

3 - Holoband'ler, e-sheet'ler ve Bilumum Teknolojik Alet Edavat İçin

Caprica bir bilim kurgu dizisi ve biz bilim kurgu severler için teknolojik alet edevat açısından ağız sulandıracak nitelikte. Bu teknolojik şaheserler ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Aşağıda da e-sheetler ve kullanımlarıyla ilgili bir video var.



4 - Çoklu Evlilik, Eşcinsel Evlilik gibi Aşmış Toplumsal Değişimler İçin
Caprica, sadece bilimsel alanda değil, toplumsal alanda da değişmiş-gelişmiş bir toplum sunuyor bize. Rahibe Clarice'in (dikkatinizi çekerim, kendisi rahibe) toplu evlilik yapmış olduğunu görüyoruz; hatta bir sahnede 2 çift aynı yatakta gösteriliyor ve çiftler değişiyor. Ve bu toplu evlilik kurumu doğal karşılanıyor.
Aynı zamanda, William Adama'nın amcası Sam'in kabadayı kişiliğine, sert tavırlarına rağmen homoseksüel olduğunu ve eşcinsel evlilik yapmış olduğunu görüyoruz -ki aynı sahnede çocuk yapıp yapmama konusunun da bahsi geçiyor. Caprica, asıl hikayenin yanında, toplumsal ve özgürlük üzerine yaptığı bu gibi "dokundurmalar"la dahi izlenmeyi hak ediyor.


5- Irkçılık Üzerine Söyleyecek Çok Sözü Olduğu İçin
Caprica ilk bakışta bir bilimkurgu dizisi gibi görünse de politik bir dizi aslında, aynı Battlestar Galactica gibi. Alttan altta, asıl hikayenin yanında 12 Koloni'nin birbirlerine karşı düşmanca tavırlarını ve aynı zamanda insan ırkının robot ırkına(!) karşı olan ırkçı tavırlarını ortaya koyuyorlar.



6- Yaptığı müthiş göndermeler için
BSG ve Caprica evrenindeki 12 koloninin isimleri burçlardan geliyor aslında, yani 12 takım yıldızından. Caprica- capricorn (oğlak burcu), tauron - taurus (boğa burcu), gemenon - Gemini (ikizler burcu) gibi. (Diğerleri de şu şekilde Aerelon - Aries - koç,  Aquaria - Aquarius - kova, Canceron - Cancer - yengeç, Leonis - Leo - aslan, Libris - Libra - terazi, Picon - Pisces - balık, Sagittaron - Sagittarius - yay,  Scorpia - Scorpio - akrep,  Virgon - Virgo - başak)


Burçları temsil eden semboller, 12 koloni için de kullanılıyor" border="0" /><br />burçları temsil eden semboller, 12 koloni için de kullanılıyor

Ayrıca Zoe'nin avatarı aynı bedende 3 farklı kişi olduğundan (Zoe'nin kendisi, Zoe'nin avatarı ve saylon) hristiyanlıktaki "trinity" (baba-oğul-kutsal ruh) kavramını temsil ediyor; yani ileride saylonların inanıyor olacağı "tek tanrı"yı. Bu ve bunun gibi pekçok gönderme, izlenmeyi hak ediyor tabii.

7- Hem medyayı, hem adalet sistemini, hem de emniyet teşkilatını yerden yere vurduğu için
Caprica, BSG gibi oldukça derin bir dizi; oldukça politik.

Bombalamanın ardından, emniyet teşkilatının medyayı kullanarak insanları nasıl manipüle ettiğini izliyoruz. Aynı şekilde, sırf kendilerini hedeften uzaklaştırmak için medyayı Graystone'lara yönlendirdiklerini görüyoruz. Diğer taraftan, Graystone Endüstrisi'nin halkla ilişkiler uzmanı, doktor graystone'a gençlerin büyük kısmı haberleri bir talk show'dan öğrendiği için kızı hakkında yalan söylemesini tavsiye ediyor. Joseph Adama hakimlere rüşvet veriyor. Caprica, başka bir evrende geçiyor belki ama bizim dünyamızın çürümüş taraflarını anlatıyor bize; hem de sessiz sedasız...



8 - Zoe'nin Avatarının Amacını Öğrenmek için
Caprica'nın şu anda en büyük gizemi, Zoe'nin avatarını hangi amaçla Gemenon'a götürmek istediğini bilmiyor oluşumuz. Ve ben açıkçası bunu öğrenmeyi çok istiyorum.


9 - Hem  Zoe Graystone, hem Lacy Rand çok güzel olduğu için
Zoe rolünde Alessandra Torresani, Lacy rolünde ise Kyle XY'dan tanıdığımız Magda Apanowicz oynuyor. Ve ikisi de çok hoş bayanlar.

10 - Battlestar Galactica'nın hatrına
Eh, eğer bu kadar sebep sizi ikna etmeye yetmediyse, çok sevdiğimiz ve özlediğimiz Battlestar Galactica hatrına bile izleyebilirsiniz bu diziyi!

2 Süper Film Birden - Julie & Julia ve An Education

15 Mart 2010 Pazartesi

Uzun zamandır film izlemediğimden geçtiğimiz pazar gününü kendime "film izleme günü" ilan ettim ve 2 film izledim; birisi Aybüke'nin ısrarla izlememi tavsiye ettiği Julie & Julia, diğeri ise sinemada gidip izlemek isteyipte bir türlü izleyemediğim "An Education"...
 Julie & Julia'yı Nora Ephron yönetmiş, kendisi Sleepless in Seattle, You've Got Mail, When Harry Met Sally isimli ünlü romantik komedilerin de yönetmeni ayrıca. Başrollerde Meryl Streep (as Julia Child), Amy Adams (as Julie Powell), Stanley Tucci (as Paul Child) ve Chris Messina (as Eric Powell) oynuyor. -Stanley Tucci ve Meryl Streep daha önce Devil Wears Prada'da da birlikte oynamışlardı- Bu filmdeki Julia Child rolü Meryl Streep'e en iyi kadın oyuncu dalında Oscar adatlı getirdi ama kendisi ödülü Sabdra Bullock'a kaptırdı.
Julie & Julia, gerçek iki hikayeye dayanılarak yapılmış bir kitap uyarlaması. İlk hikayemiz, Amerika'ya yemek yemeği öğreten kadın "Julia Child"ı anlatıyor. Fransız yemek tariflerini yazdığı kitabı 49 baskı yapmış bu bayan 1949 yılında diplomat eşiyle birlikte Paris'te iken, kendine oyalanacak bir şey arıyor ve yemek yapmaya başlıyor. 2002 yılının Queens'inde yaşayan Julie Powell ise, ikiz kulelere yapılan saldırının ardından kurulan bir çağrı merkezinde tüm gün insanların dertlerini dinleyen yazar olma sevdalısı bir bayan. Kendini arayacağı bir meşgale arıyor ve bu uğurda bir blog kuruyor ve Julia Child'ın kitabındaki tarifleri yapmaya başlıyor; 365 günde 574 tarif! İlk başlarda Meryl Streep'in oyunculuğu oldukça abartılı gelmişti ama biraz araştırınca Julia Child'in gerçekten böyle bir kadın olduğunu gördüm. Aşağıda kendisinin "French Chef" isimli yemek programından bir sahne bulabilirsiniz.



Bloğun başarısının ardından Julia bir kitap yazıyor başından geçenlerle ilgili, bu kitapta sonunda filme uyarlanıyor. Bu da o film işte. Sonu biraz havada kalsa da insanda kalkıp ya yemek yapma ya da bloguna yazma isteği uyandıran bir film Julie and Julia.

Julie & Julia, pekçok insana anlattığından daha farklı bir şey anlattı bana; bir "eş"in nasıl olması gerektiğini. Hem Julie'nin hem de Julia'nın kocaları karılarına %100 destek olan, yaptıklarını takdir eden ve karılarını mutlu etmek için ellerinden geleni yapan eşler. Özellikle Julia ve Paul'un aşkları dillere destan nitelikte.

Julie & Julia, İstanbul Film Festivali kapsamında  Akbank Galaları bölümünde gösterilecek.

An Education, bu yılın oscarlarında kendinden söz ettiren bir filmdi ve benim izlemek istememin en önemli sebebi Carey Mulligan'dı.
An Education'ı  Lone Scherfig yönetmiş, Wilbur Wants To Kill Himself'ten hatırlayabilirsiniz belki bu yönetmeni. Liseli zeki, genç ve güzel kızı Carey Mulligan, onu ve ailesini baştan çıkaran sübyancı ve dolandırıcı herifi Peter Sarsgaard, genç kızımızın tipik ingiliz anne ve babasını Alfred Molina ve Cara Seymour canlandırıyor. An Education, 1960 yılların İngiltere'sinde geçiyor. Jenny 16 yaşında ve baskı altında. Fransızca konuşmak, sigara içmek, Fransızca plaklar dinlemek, jazz kulüplerine gitmek istiyor; ailesi ise Oxford'a gitmesini... David'in hayatına girmesiyle herşey değişiyor tabi, birden sanki istediği hayatı elde edebilmesi için eğitim almasına gerek yokmuş gibi geliyor hem ona hem de ailesine.
Ekşi'de filmle ilgili "bir yeşilçam klasiği" benzetmeleri yapılmış ki doğru geliyor insana sonradan düşününce. Peki beni izlerken bu kadar eğlendiren neydi? Film 60lı yıllarda geçiyor bir defa beni baştan yakalıyor, kıyafetlere, makyajlara ve saça-başa bayılıyorum. Carey Mulligan harika bir oyuncu ve Audrey Hepburn'e çok benziyor.Sempatik bir film An Education. 16 yaşında, Paris hayalleri kuran bir genç kız naifliğinde. Filmin en itici detayları kesinlikle David, David'in beyaz atleti ve "muz" idi. Jenny, David'in ailesi ile yüzleştiğinde kadının tavırları, David'in arkadaşına "Aradığım o, ona herşeyi öğretmek istiyorum" demesi ve kıza "Ben sana Minnie diyeceğim sen de bana Babbalula diyeceksin" şeklindeki sözleri; David'in genç kızları kandırma konusunda bir çeşit takıntısı olduğunu gösteriyordu bence. Jenny ne ilk kurbandı ne de sondu. David yalnızca iflah olmaz bir pedofildi.


Carey Mulligan (üstte)  bu filmdeki rolüyle en iyi kadın oyuncu dalında oscara aday oldu, BAFTA'da ise bu ödülü kazandı. Dünyanın en sevimli insanı olduğu gibi müthiş bir yetenek. Gelecekte kendisinin adını çok daha sık duyacağımızdan eminim.

Son olarak, filmde en çok Paris'teki sahneleri sevdim. Depreşti içimdeki "Fransa" sevgisi. Ve yineliyorum ki, hayatımın en azından bir ayını Paris'te yaşayarak geçireceğim!


"Perfect" Objects - Park Bravo Siyah Deri Eldiven

Siyah deri eldiven herkesin gardrobunda bulunması gereken bir parça. Cumartesi günü yakın bir arkadaşımda Capitol'de gezerken; %50 den fazla indirim yapmış olan Park Bravo'ya da bir göz attık. Normalde 60tl olan bu yanda gördüğünüz eldivenler 30tl'ye düşmüştü; vakit kaybetmeden sahiplendim tabi kendilerini. Çünkü bunlar sezonluk değil, ömürlük. Her zaman  lazım olacak parçalar. Almayı düşünenler acele etsin zira pek birşey kalmamıştı :)

Yüreğine Sor'un Galası Yapıldı

11 Mart 2010 Perşembe


Dün akşam, e-kolay sinemanın "blogger" davetlisi olarak, Cevahir Megaplex'te yapılan "Yüreğine Sor" isimli filmin galasındaydım.
Hem filmin oyuncuları Tuba Büyüküstün, Kenan Ece, Hakan Eratik hem de sanat dünyasından pek çok farklı isim galadaydı, yönetmen Yusuf Kurçenli'de tabii.

Açıkçası bu benim katıldığım ilk film galası olduğundan, kokteylin ya da mekanın nasıl olduğuna dair yorum yapmam çok doğru gelmiyor ancak konukların salonlara dağılması konusunda bir kaos yaşandığı da gerçek. Yer bulamadığı için merdivenlere ourmak zorunda kalanlar bile oldu.

Filmin yönetmeni Yusuf Kurçenli. Kendisi en son "Gönderilmemiş Mektuplar" isimli filmi çekmişti 2002 senesinde. Ayrıca kendisini TV'den Baba Evi dizisiyle de hatırlayabilirsiniz. Filmin senaryosunu da yazan yönetmen bu senaryo ile 5 yıldır uğraştığını söyledi galadaki konuşmasında.
Filmin başrollerinde, televizyondan transfer üç isim bulunuyor; Tuba Büyüküstün, Kenan Ece ve Hakan Eratik.  Diğer rollerde ise Türk sinemasının ve televizyonun önemli isimlerinden Ayla Algan, Mahmut Gökgöz, Civan Canova, Taner Barlas, Selda Özer, Tomris Oğuzalp, Alp Öyken, Hilmi Özçelik, Ayşe Tunaboylu, Nihat İleri ve Şevval Sam bulunuyor.

Film, 19.yılların sonunda Osmanlı develtinin Karadenizdeki bir köyünde geçen bir aşk hikayesini anlatıyor özünde. Esma ile Mustafa birbirini seviyor, evlenmelerine mani olan tek şey kimsenin bilmediği Mustafa'nın gizli hristiyan olduğu gerçeği.Tam da bu sırada Osmanlı Tanzimat Dönemi ile birlikte hristiyanlar üzerindeki baskıyı azaltıyor, alınan vergileri kaldırıyor. Bu yüzden tüm gizli hristiyanlar, yıllardır müslüman olduklarını söyledikleri komşularına doğruyu söyleyip-söylememek arasında kalıyorlar. Yüreğine Sor, Mustafa'nın içindeki çelişki üzerinden (Bir yanda sevdiği kadın diğer tarafta "İsa") tüm köyün çelişkisini anlatıyor; ya doğruyu söylemeye cesaret edip sevdiklerini kaybedecekler ya da yalan söylemeye devam edip "İsa"dan yüzlerini çevirecekler. Herkesin "Yüreğine Sor"ması gerekenler var yani.

Film, Çamlıhemşin'de çekilmiş. Doğa güzelliklerine ve bunun ekrana yansıtılmadaki başarısına bulunacak kusur yok. Hatırlarsanız, televizyonda dönem dönem Karadeniz kültürünü tanıtmaya yönelik programlar yapılmaya çalışılmış ama maalesef bunlar birkaç kötü "şive"den öteye gidememişti. Yüreğine Sor, karadeniz kültürünü yansıtmakta çok ama çok başarılı bir film. Yaylaya çıkma-inme, birlikte ekin toplama, birlikte pekmez yapma, düğünlerde kızlar-erkekler birlikte horon tepme, ateş başında hikaye dinleme, türküler, bıçak horonu, oyun oynayan erkeklere su dağıtan kızlar... Tüm bu ayrıntılar çok hoş olmuş. Karadenizli büyükanneleri büyükbabaları hüngür hüngür ağlatacak nitelikteler.

Tuba Büyüküstün; saf ve temiz köylü kızı rolüne çok uygun "duru" bir güzelliğe sahip. Ama oyunculuk konusunda katetmesi gereken daha çok yol var. Diğer oyuncularda gözüme batan herhangi bir kusur olmadı. Ancak senaryonun sarkan bazı noktaları vardı; gösterilen bazı sahnelerin hikayeyi anlatmada nasıl bir rol üstlendiğini anlayamadığım gibi bazı sahnelerin neden bu kadar uzatıldığını da anlayamadım. Zira iki insanın birbirine bakışını ya da yatağa uzanıp düşünen kişiyi 2 dakika göstermek tv dizilerinin işidir; Yusuf Kurçenli'de bu alışkanlıktan kurtulamamış olacak daha.


Ve gelelim müziklere... Kazım Koyuncu sayesinde karadeniz türküleriyle tanışmış biri olarak müzikleri çok iyi bulduğumu söylemeliyim. Hem horonlar, hem birlikte söylenen türküler, hem ağıtlar hem de tema müziği sürekli dinleme isteği yaratan, insanı duygulandıran cinsten. Filmin soundtrack'i de film kadar iş yapacak gibi görünüyor.

Filmin fragmanı aşağıda;



Unutmadan ekleyeyim, iki büyük eleştirim var, birincisi görsel efektler çok ama çok kötüydü, ikincisi ise bir filmde bir kişinin kendini yakması yeterli, ikinciye gerek yok!

Filmden din üzerine çok hoşuma giden bir sözle bitirmek istiyorum yazımı; "Aslında bir orta yol bulunur ama doğum, ölüm bir de nikah çatallaştırıyor işi!"

29. İstanbul Film Festivali Programı Açıklandı!

10 Mart 2010 Çarşamba

Daha önce bu yıl 29. kez düzenlenecek olan İstanbul Film Festivalinin, programının 9 Mart Salı günü yayınlanacağını duyurmuştuk. Dün akşam yayınlanan programa göre, bu yıl festivalin açılış filmi Radu Mihailean'un  2010 César En İyi Müzik ödülünü alan filmi Le Concert - Paris'te Son Konser olacak. Kapanış filmi ise, ünlü yönetmen Oliver Stone'un "Borsa: Para Asla Uyumaz" isimli filmi.

Program ana başlıkları ise aşağıdaki gibi;

* Uluslararası Yarışma Bu yıl 11 film Altın Lale için yarışıyor. Bu yıldan itibaren Altın Lale ödülü Şakir Eczacıbaşı anısına verilecek.

* Sinemada İnsan Hakları Yarışması Jüri başkanlığını geçtiğimiz yıl "Kırmızı Adamların Toprağı" filmiyle kazanan Marco Bechis'in yaptığı bu yarışmada ödül Avrupa Konseyi ve Eurimages işbirliğiyle verilecek. Bu alanda da 11 film yarışıyor.

* Türk Sineması 2009 - 2010: Bu bölümde gösterimler 5 ana başlık altında yapılacak. Ulusal Yarışma, Yarışma Dışı, Özel GösterimYeni Türk Sineması, Belgeseller.

* Sinema Onur ÖdülleriBu yıl bu alandaki ödüller yönetmen Feyzi Tuna, oyuncu Kadir İnanır ve kurgucu Mevlüt Koçak'a verilecek 2 Nisan'da yapılacak açılış töreninde.

* Özel Gösterim: Türk Klasikleri Yeniden Atıf Yılmaz'ın ünlü filmi "Selvi Boylum Al Yazmalım", restore edilmesinin ardından bu başlık altında gösterilecek.

* Akbank Galaları Bu sene 9 filmin galası yapılacak festivalde. Bu filmler şu şekilde; Ayrılık (Dies Fremde), Greenberg, Bay Hiçkimse, Büyük Hata, Julie &amp; Julia, Tek Başına Bir Adam, Kontrol Limitleri, Ben ve Orson Welles, Savaş Sırasında Yaşam.

* Yıllara Meydan Okuyanlar

* Genç Ustalar İlk yada ikinci filmleriyle dünya sinemasına farklı bir bakış getiren genç ustaların filmleri bu bölümde gösterilecek.

* Antidepresan
Festivalin Yenilerinden. Bu yıl Komedi Filmleri için bu bölümde gösterimler yapılacak. Adı üstünde; "Antidepresan"..

* NTV Belgesel Kuşağı Pek çok farklı konuda pek çok farklı ülkeden belgesel filmler... Bu yıl 18 farklı belgesel film gösterilecek, ve bunlardan biri Oscar içinde yarışmış olan "Amerika'nın En Tehlikeli Adamı"

* Mayınlı Bölge Zorlayıcı - Deneysel filmler mayınlı bölgede.

* LG ile Geceyarısı Çılgınlığı Festival boyunca cuma ve cumartesi geceleri 24.00te 3 farklı filmin gösterimi yapılacak.

* Canlandırma Sineması : Estonya Estonya'dan canlandırma sinemasının değişik örnekleri gösterilecek.


* Çocuk Mönüsü Dünya festivallerinden çocuklara yönelik filmlerin gösterileceği bu bölümde Danimarka, Japonya, Fransa gibi değişik ülkelerden seçkiler bulunuyor.

* İyi Bir Başlangıç : 30 Yılın En İyi İlk Filmleri Bu bölümde gösterilecek filmler SİYAD üyeleri tarafından seçildi.

* İstanbul : İçeriden ve Dışarıdan İstanbul'un 2010 Avrupa Kültürkenti olması sebebiyle, İstanbul'da geçen yada İstanbul'u konu edinen Türk ve Yabancı filmler bu bölümde gösterilecek.

* Büyüleyici İsyancılar: Ortadağu ve Kuzey Afrika'dan Bağımsız Sinemacılar Seçkisi Küratörlüğünü Rasha Saltı'nın yaptığı bu bölüm İstanbul Film Festivali ve ew York merkezli uluslararası sanat kurumu ArteEast tarafından birlikte düzenleniyor.

* Şair, Vakanüvis ve İsyancı: Elia Suleiman Filistinli yönetmen Elıa Suleıman'ın tüm filmleri bu bölümde gösterilecek, kendisi de festivalin konuğu olacak.

* Joseph Losey: Sınıf ve Güç Yönetmen Joseph Losey'in bu bölümde gösterilecek filmlerini sinema yazarı Fatih Özgüven seçti.

* Anılarına Bu bölümde geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Eric Rohmer, Zeki Ökten, Ahmet Uluçay ve Halit Refiğ'in birer filmi gösterilecek.

Festival biletleri 20 Mart'tan itibaren satışta, detaylar ise burada.
Yan etkinliklerle ilgili bilgiye ise buradan ulaşabilirsiniz.

Barney Stinson Teorileri

8 Mart 2010 Pazartesi


Barney Stinson karakterini artık aramızda tanımayan yoktur. Son yılların en önemli dizi karakteri ilk göründüğü andan itibaren bizlere hayata dair daha önce kimsenin akıl edemediği teorileri benimsetti. Bunlarla ilgili yaptığım derleme aşağıda ;

1- The Hot Crazy Scale - Manyaklık Çekicilik Skalası

Barney Stinson'ın bu en çok bilinen teorisi bir bayanın çılgınlığı ve çekiciliği arasındaki dengeyi anlatan bir skaladır.


3.sezon 5. bölüm olan "How i Met Everyone Else" bölümünde ortaya atılmıştır bu teori.  x'in y'ye eşit olduğu noktalara "vicky mendoza diagonal"ı adi verilmektedir. Vicky Mendoza Barney'nin eski kız arkadaşlarından biridir ve çılgınlığı ile sınırları zorlayan bir bayan olmasına rağmen genellikle dengeyi tutturmuştur.

Şöyle ki, bir hatun ne kadar seksi ise çılgınlıklarına o derecede katlanılabilir, yanlış anlaşılmasın yani, bir hatun ne kadar çılgınsa o kadar çekicidir diye bir durum yok ortada.

2 - The Cheerleader Effect - AmigoKız Etkisi


Kısaca tek tek güzel bulunmayacak kızların ancak bir arkadaş grubu ile birlikteyken güzel olabildiklerini savunan teoridir. 4.sezon 7.bölüm olan "Not a Father's Day" isimli bölümde ortaya atılmıştır.


bu bölümde Marshall'ın kendisi de amigo kızlardan biriydi :)

3 - The Oh Moment - "Ooo" Anı

Bir kadınla/erkekle ilgili ondan ayrılmaya karar vereceğiniz gizli kalmış gerçeği öğrendiğiniz an.

2.sezon 9. bölüm olan "Slap Bet" te karşımıza çıktı bu teori. Teorinin ortaya atılma sebebi, Robin',in  alışveriş merkezine gitmek istememesiydi. Bu sırrı öğrenmek isteyen Ted'e Barney'nin verdiği tavsiye, "bir kadınla ilgili ne kadar az sır bilirsin o kadar iyi" olmuştu. Ve nihayetinde Robin'in sırrının büyük "hit"i "Lets go to mall" olduğunu öğrenmiştik.



4 - Date Time Continuum - Çıkma Zaman Sürekliliği (Daha düzgün nasıl çevrilebilir?)

İlişkilerde ileriye dönük planlar yaparken asla birlikte olduğun zamandan daha ileri bir tarihe plan yapmama zorunluluğuna dayanan teori. Örneğin, birisiyle 2 haftadır birlikteyseniz, en fazla 2 hafta sonrası için plan yapın, 3 değil!

5 - Lemon Law - Limon Yasası
"Lemon Law" aslında Amerika'da satın alınan bir aracın hatalı çıkması durumunda iade edilip tüm paranın geri alınması olarak işleyen bir yasa. Ama Barney bu yasayı kendine göre şu şekilde yorumluyor ; bir buluşmayı bitireceğine yada devam edeceğine ik beş dakikada karar verme. 1. sezon 8. bölüm olan "The Duel"da ortaya çıkmıştır.

6 - The Chain Of Screaming - The Circle Of Screaming - Bağırma Döngüsü

3. sezon 15. bölümde ortaya çıkmıştır. Bölümün adı: The Chain of Screaming'di. Eğer birsine bağırsanız o da bir başkasına bağırır, onun bağırdığı da başkasına.. ta ki biri gelip size bağırana kadar bu döngü devam eder. Birinin size bağırmamasına aldırmamanın tek yolu bir başkasına bağırmaktır.

7 - The Platinum Rule - Platin Kural

Aynı isimli 3.sezon 11. bölümde ortaya çıkmıştır. Esasında çok yakınınızda bulunan yada sıklıkla karşılaşabileceğiniz birisi ile ilişki  kurmamanız yönünde olan bu kuralın sloganı "Asla ama asla katiyen komşunu sevme!" şeklindedir.
Bu durumun aşamaları aşağıdaki gibidir;
1- Attraction - Etkilenme
2- Bargaining - Pazarlik, bir sorun çıkmayacağına kendi kendini ikna aşaması
3- Submission - Teslimiyet, yakınlaşmaya başlama
4- Perks - Ödüller, ilişkinin iyi taraflarıyla, getirileriyle övünme aşaması
5- The Tipping Point - Kritik Nokta, hatanın farkına varma
6- Purgatory - Araf, ben ne halt ettim süreci
7- Confrontation  - Karşı karşıya gelme, karşı tarafla görüşüp işleri eski haline çevirme talebi
8- Fallout - Dağılma, karşı tafaın gururun incilmesi ve size kötü davranmaya başlaması
9- Co-existence - Tekrar birlikte yaşayabilme, karşı tarafın olanları unutması ve işlerin eski haline dönmesi.

Barney'nin teorileri arasında gerçeğe en yakın duranı bukoddur ve pek çok kişi tarafından test edilip onaylanmıştır.

8 - Bro Code - Kanka Kararnamesi



Barney Stinson tarafından yazılan kankaların ne yapması ne yapmaması gerektiğine dair olan kitap. Bu kitap başlı başına kocaman bir teoridir. Öyle ki kitabı bile çıkmıştır.
Türkçe bilgi buradan, ingilizce bilgi ise buradan alınabilir.

Hayatımızı kolaylaştıran süper teorilerin devamının gelmesi dileğiyle...

Kadın - Dünya Emekçi Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun!

Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde
yatmak içindir.

Kimi der ki kadın
yeşil bir harman yerinde
dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.

Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.

Kimi der ki hamur yoğuran,

Ne o,ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal
O benim kollarım, bacaklarım
Yavrum, annem, kız kardeşim,

Hayat arkadaşımdır.

Nazım Hikmet Ran

Normalde şiir sevmeyen ben, bunu çok ama çok sevdim. Bugün bütün kadınlar, evde çalışanı da, işte çalışanı da; ödüllendirsin kendini! 

Benim de Oscar'larla İlgili Bazı Tahminlerim Var Tabi!

7 Mart 2010 Pazar




Bu gece dağıtılıyor Oscar ödülleri; sabaha karşı 4'te başladığından ve ben de çalışan bir kadın olduğumdan yine izleyemeyeceğim tabi ki. Ama benim de bazı tahminlerim var!

En İyi Film ödülünün "The Hurt Locker"a , En iyi Yönetmen Ödülünün ise Kthryn Bigelow'a gideceği kesin gibi. Şöyle ki, Oscar'da büyük ödülü bugüne kadar hiç bir kadın almamış ayrıca James Cameron'da Titanic'le alacağını aldı zaten zamanında. Diğer filmlerin ise şansı yok gibi. Benim için tek süpriz Avatar ve James Cameron ikilisinin alması olur.

En İyi Erkek Oyuncu ödülünü Colin Firth, En İyi Kadın Oyuncu ödülünü ise Sandra Bullock alacak gibi duruyor, bunları filmleri izleyip beğendiğimden ve hakettiklerini düşündüğümden söylemiyorum tabi; Oscar'dan önce dağıtılan ödüllerin ışığında tahmin yapıyorum. Ama gönül isterdi ki En İyi Kadın Oyuncu ödülünü Carey Mulligan alsın!


En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü Christopher Waltz'ın alacağını %95 kesinlikle söylüyorum. En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülü ise Mo'nique'e gidecek; yine oscar dinamikleriyle düşünmek gerekiyor- kadın şişman ve zenci!

En İyi Animasyon tabi ki "Up"ın olacak, sezonun en ses getiren animasyonu olduğundan.

Efekt ve benzer ıvır zıvır ödülleri tabi ki Aavatar alacak.

En İyi Uyarlama Senaryo ödülünü Precious yada An Education alabilir ama keşke District 9 alsa.

En İyi Orijinal Senaryo ödülünü ise çok büyük ihtimal Inglourious Bastards alır ama The Hurt Locker alırsa da şaşırmam.

Yabancı Dilde En İyi Film ödülü ise ya A Prophet ile Jacques Audiar'ın ya The White Ribbon ile Michael Haneke'nin olacak

Not: Tahminlerimin çoğunda tutturdum, en iyi erkek oyuncu hariç. Benim için çok süprizli bir tören olmadığını söylemeliyim, en çok yabancı dilde en iyi film ödülüne şaşırdım diyebilirim.
Bu yılın en şaşırtıcı durumu ise Sandra Bullock'un bir gün arayala hem en iyi kadın oyuncu (oscar)  hem de en kötü kadın oyuncu (ahududu) ödülünü alması oldu. Oscar için sıralı tam liste burada :)