Her Hafta Bir Kitap Projesi - 9.Kitap "Silahşor'un Doğuşu"

21 Temmuz 2010 Çarşamba


Kara Kule destanı, çizgi roman olarak en baştan ve bir kez daha anlatılacak. Bu serinin ilk cildi de, "Silahşor'un Doğuşu". Büyücü ve Cam Küre isimli serinin 5.kitabında Silahşor Roland'ın gençliğini, silahşor oluşunu ve ilk aşkını anlatan kısım, yani başlangıç, çizgi roman olarak karşımızda.  Kara Kule serisi gibi, bu seri de Altın Kitap'lar dan çıktı. Çok kaliteli bir basım. Ama benim için, özellikle içerik olarak çok büyük bir hayal kırıklığı oldu.

Eğer kitabı okumamışsanız, çizgi romanı anlamanız mümkün değil. Hikaye çok kopuk, hemen hemen hiç bir şey anlatılmıyor. Büyük eksiklikler/değişiklikler var.(Belediye başkanı Thorin, Susan Delgado'ya tecavüz etmedi asla, Susan yalnızca Roland ile birlikte oldu ve bu sebeple de ilk seferinde gidip saçlarını kesmişti - çok büyük bir yanlış yapılmış çizgi romanda!)  Ve bence çizimler de tatmin edici değil. Okunabilecek en başarılı aşk hikayelerinden birine, bu kadar yüzeysel yer verilmesi hiç olmamış. Tabi ki diğer ciltleri de okuyacağım, hali hazırda Amerika'da 5 cilt yayınlandı şimdiye kadar ve Altın Kitap'lar da yakın zamanda ikinci cildi basmaya hazırlanıyor. Yine de hayal kırıklığına engel olamıyorum.

Not: Hafta yerine, adet kullanmak daha mantıklı olacaktır bundan sonra ;) Sevgiler...

Türk Dizilerinin Başarısızlık Sebepleri

15 Temmuz 2010 Perşembe


Her yıl Türk televizyonları milyonlarca  lira harcayarak onlarca yeni dizi çekmeye başlıyor. Çekilen dizilerden pek çoğu 3-4 bölüm içerisinde yayından kaldırılıyor, yayından kaldırılmayanlar ise "reyting" başarılarını sürdürse dahi ortalama Türk TV izleyicisinden başka bir kitleye seslenemiyor, unutulup gidiyor. Bunların sebepleri üstünde biraz düşünüp bir liste hazırlamaya çalıştım;

1- Bölüm sürelerinin aşırı uzunluğu
Bence en temel problem bu. Yabancı dizilerde uzunluk 22-30 dakika ile 45-50 dk. arasında değişirken, Türk dizilerinde uzunluk 1,5 - 2 saati buluyor. Bu durum, süreyi doldurmak adına yönetmenlerin saçmalamasına sebep oluyor. Uzun uzuuun bakışmalar, bir bölüm öncesine yapılan flashback'ler, müzik eşliğinde klipvari görüntüler ile süre doldurulmaya çalışılıyor. Şöyle bir tezim var benim; eğer Türk dizilerinin süresi yarıya indirilirse, kalitesi iki katına çıkacaktır!

2- Aynılaşma
Eğer farklı bir iş yapıldıysa ve bu iş tuttuysa, ardından aynı türde, yalnızca para ve reyting hedefi olan diziler türüyor. Örneğin, Asmalı Konak dizisi ardından, ağalı-köylü dizilerin, Aşk-ı Memnu'nun ardından kitap uyarlaması dizilerin türemesi gibi... Bir dizinin popülerliğinin ardından bu pastadan pay almak adına kalitesiz yapımlar ardı ardına gelip işgal ediyorlar tv'yi. Çoğu uzun süreli olmuyor tabi ki bu dizilerin...

3- Oyuncu Sıkıntıları
Herkesin bildiği üzere, iyi oyuncular genelde dizi çekmekten nefret ederler. Bu durumda da Türk dizilerinde çok büyük bir "iyi oyuncu sıkıntısı" yaşandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Yine popülerlik (yani reyting, yani reklam kazancı) uğruna, aslında oyuncu olmayan kişiler dizilerde baş rolde oynatılıyor. Hülya Avşar, Sibel Can, Seda Sayan hatta (Ciguli!) gibi ünlü şarkıcılar; Kıvanç Tatlıtuğ, Azra Akın gibi güzellik yarışması birincileri; çağla şikel, tuğba özay, zeynep tokuş gibi mankenler; uğur pektaş, özgür çevik gibi yarışma birincileri popülerlikleri sebebiyle dizi oyuncusu olmuş isimlerden... Tabii, oyunculukla hiç alakası olmayan bu gibi isimler kaliteyi oldukça düşürüyor. Diğer bir sorun da abartılı oyunculukları sebebiyle, tiyatrodan televizyona transfer olmuş isimler yüzünden ortaya çıkıyor.

4- Konu Sıkıntıları
Türk dizileri her zaman "güzel bir fikir" ile çıkıyor yola, "güzel bir hikaye" ile değil. Sanırım "şu şekilde başlayalım da tutulursa gerisi gelir zaten" mantığıyla başlanıyor. Dolayısıyla dizi tuttuğu taktirde, 2. sezondan sonra başlangıç konusu tükeniyor. Bir de ilk maddede de belirttiğim üzere, bölüm sürelerinin uzunluğu da ekleniyor buna ve ondan sonra yazarlar başlıyor saçmalamaya... Hamilelikler, tecavüzler, trafik kazaları, kanser ve benzeri ölümcül hastalıklar, kimin eli kimin cebinde belli olmayan ilişki bulmacaları Türk dizilerinin olmazsa olmazlarından maalesef. Hal böyle olunca, diziler gerçekçiliğini yitiriyor ve "Bir kişinin başına daha fazla ne gelebilir yahu?" dedirtiyor insanlara. Küçük Kadınlar dizisinde hemen hemen tüm kız kardeşlere tecavüz edildiğini ve Kavak Yelleri'nde de ilişki bakımından tüm ikili kombinasyonların gerçekleştiğini hatırlatmakta fayda var.

5- Gerçekçilik Yokluğu
Tabii, tüm dizilerin gerçekçi olması gerekmiyor. İnsanları aptal yerine koymadıktan sonra...
Türk dizilerinde ne kadar fakir olursa olsun herkes ulaşımını taksilerle sağlıyor; istanbul'da bile... normal şartlarda 2-3 saatte alınabilecek yollar 2-3 dakikada alınıyor. lise öğrencisi rolünde 30-35 yaşında kazık kadar sakallı adamlar oynuyor; tam bu noktada emre altuğ'un lise defteri adlı dizide lise öğrencisi rolünde oynadığını hatırlatmakta fayda var! öss gibi bir gerçek varken, nedense öğrenciler mafya ile falan uğraşıyorlar. fakir ama gururlu genç bir iş bulur bulmaz site içinde dubleks evde oturmaya başlıyor (maaş bordrosunu görmek istiyoruz). bu liste daha çok uzatılabilir. Maalesef Türk dizileri, bu ve benzeri gerçek dışı olaylarla dolu...

6- İzleyici Kitlesi
Maalesef izleyici kitlesinin tutumu da oldukça önemli. Zira yapımcılar nabza göre şerbet veriyorlar. Eğer izleyici iyi yapımı kötü yapımdan ayırt etmez ve tepkisini ortaya koymazsa birbirinin aynı diziler çekilmeye devam edecek. Biz bu dizilere prim yaptırıyoruz ki onlar da çekiyor!

Sizin de fikirlerinizle bu listenin genişletilebileceğini düşünüyorum...

"Masumların Korkacak Bir Şeyi Yok" Massive Attack @ İstanbul


2 yıl önce konser park orman'da olmuştu. O konserde de bulunmuştum ancak elimizde olmayan sebeplerle izleyememiş ve erken ayrılmıştık konserden. Bu vahim durum içimizi burkan bir detay olarak yer almıştı anılarımızda. Massive Attack sağ olsun, son konserlerinden tam iki yıl sonra, yeni albümlerinin tanıtımı için tekrar İstanbulda idi. Bu sefer ki mekanımız ise bence İstanbul'un en iyi açık hava konser mekanı olan Kuruçeşme Arena'ydı.

Kuruçeşmeye giden yolda pek çok karaborsacı vardı, "Mastır Matak" bileti satmaya çalışan bir amca gördük hatta :) Normalin aksine bu sefer Gökhan'la biraz erken gittik mekana, minderlere yayılıp etrafı gözetleme (dikizleme) fırsatı buldum böylece. Tüm Radyo Eksen tayfası oradaydı. ( Cem Yılmaz ve Yiğit Özşener'i de gördüm) Bu konserdeki gözlemlerimden yola çıkarak bir yazı yazmayı planlıyorum, Türk dinleyicisin konser eğilimleri üzerine...

Nedendir bilinmez, bayan tuvaletlerinde tuvalet kağıdı yasaktı. Aynı uygulama erkekler tuvaletinde olmadığından hiç anlam veremedim bu tutuma. Temizlik/güvenlik görevlileriyle tartışmalar yaşandı.

Müthiş bir konserdi. Massive Attack severlerini üzmeyip hemen hemen tüm hitlerini çaldı. 2 defa bis yaptılar, Karma Coma şarkısıyla bitirdiler konseri. Görsel olarak ta oldukça etkileyici bir konserdi. Buna benzer bir görsel şovu en son Tool konserinde izlemiştik sanıyorum. Dev ekranlardan sloganlar geçti sürekli. Türkiye ile ilgili ve Türkçe olan bu yazılar oldukça ilgi çekti, alkış aldı. "Safe From Harm" şarkısını Mavi Marmara gemisinde ölenler için çaldıklarını söyledi Robert Del Nasa... "2005 - 2007 arası Gazze'ye atılan 155 mm top mermisi sayısı: 14.600l ; İsrail'in elindeki tahmini nükleer savaş başlığı: 170l; 2009'da Gazze'ye yapılan 22 günlük saldırıda Filistin'in kaybı: 1.300 kişi; Irak'taki savaşın maliyeti: 722.000.000.000 dolar" gibi sloganlar yansıdı bu sırada ekranlara.

Ayrıca Türkçe magazin haberlerine de yer verdiler ki hepimiz çok eğlendik bu sırada; Aşk-ı Memnu Avrupa'ya açılıyor, Arda Turan Almanya yolcusu gibi haberler vardı bunların arasında :)

Bu konser, o günkü ruh halimin bana bahşettiği tüm huzursuzluğuma ve rahatsızlığıma rağmen bu konser beni çok mutlu etti. Şimdi sırada Faithless konseri var :))

Her Hafta Bir Kitap Projesi - 8.Hafta "Çorak Topraklar"

13 Temmuz 2010 Salı


Ben aslında Kara Kule serisini sonuncu kitaba kadar okudum. Ancak maalesef b,r yanlışlık olmuş. Normalde kitapları iş yerinde Burak isimli bir arkadaşımdan alıyordum (hürmetler ediyorum kendisine) O işten ayrılınca, kendim satın almak durumunda kaldım. 4.kitaba başlarken bir eksiklik olduğunu fark etmiştim ancak nedendir bilinmez çok üzerinde durmamıştım, zira Kara Kule öyle giriş, gelişme, sonuç şeklinde devam eden bir seri değil. Daha sonra bir kitabı okumadım herhalde diye düşünüp 3.kitap olan Çorak Topraklar'ı alıp okumaya karar verdim. meğer suç bende değilmiş. Kitap ilk önce iki kitap şeklinde yayınlanmış, "Çorak Topraklar" ve ardından "Hayaletler Beldesi". Daha sonra bunları tek kitap halinde basmışlar. Benim okuduğum iki kitap şeklinde basılmış halinin ilk kitabı imiş. Velhasılı, üçüncü kitap olan Çorak Toprakların yarısını okumuşum, yarısını okumamışım. Bu eksikliği giderdim.

Tatildeyken okudum. Oldukça heyecanlı biraz da kafa karıştırıcıydı. Ama bütünlük sağladığım için mutluyum. Bunun hemen ardından, Kara Kule serisinin çizgi roman versiyonunun ilk cildi olan "Silahşörün Doğuşu"nu okuduğumdan dolayı da daha bi güzel oldu süreklilik açısından. Şimdi, hazır Kara Kule evrenine alışmışken, sırada Kara Ev, Tılsım ve Kule var :)

Her Hafta Bir Kitap Projesi - 7.Hafta "Yokyer"

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Tatil kitap okuma açısından oldukça başarılı geçti, üç adet kitap bitirdim, bunlardan ilki Neil Gaiman'ın "Yokyer" isimli kitabı oldu. Neil Gaiman evrenine, üslubuna, edebiyatına gitgide daha fazla ısınıyorum. Önce Sandman çizgiromanları, sonra Coraline, Mezarlık Kitabı ve Ölüm:Yaşamanın Ağır Bedeli'nden sonra da Yokyer. Bir de "Yıldız Tozu" var elimde onu da okuyacağım, filmini izlediğim için daha önceden onu okumayı biraz erteliyorum açıkçası :) Bunlar haricinde Türkçe olarak yayınlanmış iki kitabı daha var sanıyorum Neil Gaiman'ın. Velhasılı 3 kitap sonunda Neil Gaiman serisini bitirmiş olacağım...

Neil gaiman'ın fantastik edebiyata çok farklı ve çağdaş bir soluk getirdiğine inanıyorum. Fantastik edebiyat eserlerinin illaki bilinmeyen bir zamanda bilinmeyen bir evrende olması gerekmediğini gösteriyor bize. Günümüzün koşullarında anlatıyor hikayelerini. "Yokyer" de buna çok iyi bir örnek. Londra'da, yeraltında bilinmeyen bir dünyada geçiyor.  Kitabı diğerleri kadar çok sevmedim ben, özellikle "Mezarlık Kitabı" kadar..

Bu arada Neil Gaiman'ın aslında bir çizgiroman yazarı olduğunu da unutmamak gerek. İdil'in facebokta dediği gibi "Edebiyat olarak zayıf konu olarak iyi gibi. Sanki film olsun diye yazılmış :("

Katli'm Vacipmiş!

2 Temmuz 2010 Cuma

Bugün, "İran'da Sakine Muhammed Ashtiani'nin 2006 yılında iki erkekle zina yaptığı gerekçesiyle 99 kırbaçla cezalandırıldıktan sonra taşlanarak idam edilmesine karar verildi" haberi ile ilgili friendfeedde yaptığım yorum sebebiyle, bir beyefendi benim "katlimin vacib" olduğunu söyledi.


Bilinçli yaşadığım hayatımın yaklaşık 20 yılını Müslüman olarak geçirdim.  Son 3-4 yıldır ne İslam ne de başka bir dine karşı inanç taşımıyorum. Çok katı olmasa da dinini yaşayan bir aileden geliyorum, ilkokul 4.sınıfta iken Kur'an kursuna gidip hatim ettim. Uzun yıllar boyunca Kur'an okumaya, oruç tutmaya, dua etmeye devam ettim. İnançsızlığımın başlangıcı, dünyayı çok daha yakından tanıdığım ve bilmediğim çok şeyi öğrendiğim üniversite yıllarıma rastlar.


Bunları anlatmamın sebebi, yine aynı kişinin "Müslüman değilsen nasıl oluyor da Müslümanlıkla ilgili böyle atıp tutuyorsun" demiş olması. Müslümanlığı da, İslam'ı da pek çok dinci geçinen kişiden çok daha iyi biliyorum. Öyle iyi biliyorum ki, yaşadığınız şeyin Müslümanlıkla uzaktan yakından ilgisi olmadığını ve hatta Müslümanlık kisvesi altında yaşanan ahlaksızlar bütünü olduğunu söyleyebilirim.


Yer yüzünde hiç bir din yok ki, zaman geçtikçe çarpıtılmasın. İslam bu dinler içerisinde, inananları tarafından "en az değişime uğramış din" olarak savunulur her zaman. Kağıt üzerinde öyledir de belki. Ama yok, şu sıralar yapılanlar Müslümanlıkta olmaz, olamaz!


Türk insanı, "Müslüman" Türk insanı, ahlaklı olmasıyla, namusuyla övünür hep kendiyle. 13-14 yaşında daha adet dahi görmemiş kız çocukları ile gerdeğe girerken "İslam'da var, Peygamberimiz de yapmış, sünnet hatta" diye avuturlar kendilerini. Sonra sokakta diz üstü etekli kadın gördüklerin de tövbe tövbe deyip kafalarını çevirirler, ahlaksızlıktır çünkü bu. 4 kadınla evlenmeyi de uygun bulurlar, kitapta yazıyordur çünkü; ön şartlar umurlarında olmaz. (Ben bunu da tasvip etmiyorum ancak belirtmekte fayda var; İslam'da küçük yaştaki kız çocukları nikah altına alınabilir bazı şartlarda; bakıma muhtaç olması, yakın akrabasının bulunmaması, savaş zamanı olması, erkek kıtlığının olması vb gibi şartlar. ) Ama bir kadın ki evlenmeden ilişkiye girmiş, öldürülmelidir; hem de acı çektirilerek ve en aşağılayıcı yöntemlerle. Ha bir de unutmadan, benzer ülkelerde dinine çok düşkün fahişeler vardır, tek gecelik hoca nikahıyla fuhuş yapan!


Din bu mu?


İslamiyet bu mu? 


Kılıfına (kitabına) uydurduğunda her çeşit ahlaksızlığı, namussuzluğu, şerefsizliği yapmak mı inanç? 


Öyle çok yanlış var ki, nereden devam etsem bilemiyorum...


İş yerinde birini tanıyorum. Her cuma namaza gidiyor, ramazan ayında da muntazaman orucunu tutuyor. Ama yalancı. Ama ikiyüzlü. Ama kötü niyetli. Ama kul hakkı yiyor. Şimdi eğer diyorsanız ki bu adam Müslümanlığın gereklerini yerine getirdiği için cennete gidecek, sağ olun, ben almayayım. 


Aslında tüm dinler ama özellikle İslamiyet "korku" üzerine, korkutma üzerine kurulu bir din. Anneannem örneğin, dinine çok bağlıdır, her gün "Allah Korkusu" ile, cehenneme gitmekten korktuğu için görevlerini yerine getirir, tek kelimesinin dahi ne anlama geldiğini bilmediği Kur'an-ı Kerim'i defalarca hatmetmiştir; ama ben 26 yaşındayım, daha hiç duymadım ağzından çıkan "Allah Sevgisi" lafını.


Bir yaratıcıya inanmıyorum. Ama inansaydım da, beni yaratan varlığa karşı hissedeceğim yegane duygu korku olmazdı, olsa olsa sevgi olurdu. Hani çok ulu, çok büyük, insanın aklının almayacağı derecede bir varlık ya Tanrı, gerçekten bu kadar küçük hesaplar peşinde koştuğunu mu düşünüyorsunuz? Aman da kimin saçının bir teli göründü, kim bugün oruç tutmadı vs. Bu bana son derece mantıksız, son derece saçma geliyor.


Önce insan olmayı öğrenmeli "insanoğlu". Yeryüzünde bizden başka bir canlı türü daha yok ki zevk için insan öldürsün. En yırtıcı hayvan dahi, karnı toksa öldürmez hiç bir hayvanı.


Ne Allah'a karşı, ne insanlara karşı, ne hayvanlara ne de doğaya karşı sevgimiz yok. Erdemli değiliz. Dürüst değiliz. Kötü niyetliyiz, kötü düşünüyor kötü konuşuyor, iki yüzlülük ediyoruz. 


Türk insanı olarak, Müslüman insanlar olarak;  bırakalım ikiyüzlülüğü, önce bir kendimize bakalım, gavuru ahlaksızlıkta yargılamadan önce. Bakalım tecavüze uğrayan çocuklara ( pedofil ), evlendirilen kuzenlere (ensest), faizden değil ama bir sürü insanın üzerinden parayı cukkalayan şeriatçilere, cemaatçilere bakalım. Adil olalım, dürüst olalım ki bırakalım "Allah cezasını versin", "Allah'ından bulsun" demeyi. Adaleti "öteki" dünyaya bırakmayalım. Gencecik çocukları, kimin savaşı olduğunu dahi bilmedikleri bir savaşa "şehit" olma gazıyla, asker olarak, canlı bomba olarak yollamayalım. 


Din bireyseldir. Bireyler yaşar dini. Bir toplum yönetim şekli olarak uygun değildir din. 



Tatil!

Sevgili dostlar,

Bu akşam 2 senedir ykullanamadığım yıllık iznimi kullanmak amacıyla ailemin yanına gidiyorum. Yaklaşık 9-10 gün boyunca internet ortamlarından/işten/şehirden uzakta olacağım. Bu sürede yapmak istediklerimi deniz/kum/güneş/kitap olarak özetleyebilirim. Yazmamamdan endişelenenler olursa diye haber vermek istedim :) Dinlenmiş ve rahatlamış bir şekilde, enerji depolamış halde geri döneceğim, sevgiler herkese!