Back to Black

25 Temmuz 2011 Pazartesi


Aslında, ölen herhangi birinin ardından yazı yazmak mezar soygunculuğundan daha haysiyetli değil.

Yine de duygularını paylaşma gereği duyuıyor insan. O yüzden haysiyeti bir kenera bırakıyorum bu gece.

Amy Winehouse için hiç üzerime vazife olmadığı halde üzüldüğümü, hatta ona acıdığımı dile getiriyordum her fırsatta.

Hele ki son konser iptallerinden sonra insanlar düpedüz bir tiksintiyle bahsetmeye başlamıştı ondan.

Kendine zarar verdiği için, kendini küçük düşürdüğü için, hayranlarını hayal kırıklığına uğrattığı için yada yalnızca çok çirkin göründüğü için. Bilemiyorum. Herkesin sebebi kendine.

Amy Winehouse'un hayatında yaptığı hataların bizimkinden "çok daha büyük" görünmesinin tek sebebi, hatalarının tüm dünyanın karşısında yapıyor olmasıydı; başka bir şey değil.




Her insan hayatında zor dönemler geçirir. Her insanın battığı, tükendiği, dibe vurduğu zamanlar olur. Bazılarımız bunu çabuk atlatır, bazılarımız hiç atlatamaz. Ancak insanoğlu hata yapar.

Ama Amy sıradan bir insan değildi, dünyaca ünlü bir şarkıcıydı ve tüm o kötü zamanlarını milyonlarca çift göz üzerindeyken yaşadı.

Ve insanoğlu acımasız. Kendi kapalı kapıları ardında yaşadığı tüm zor zamanları bir kenara bıraktı ve Amy'nin yavaşça dibe doğru ilerlediği hayatını ağzından salyalar akıtarak izledi.

Ne zaman ölecek diye bahis siteleri açtı. Kıyafetlerini cadılar bayramında kostüm olarak kullandı.

O acı çekiyordu, belki iyi sebepleri vardı belki de sebepsiz yere, aşk acısı çekiyordu belki de yalnızca - ama biz onun sahneye çıkmasını, kendine çeki düzen vermesini ve bizi "eğlendirmesini" istiyorduk.

27 yaşında bir kadın.

Büyük şöhret, büyük başarı, çok ama çok para; bir insanın ihtiyacı olmayacak kadar çok.

Eğer sanatçılara iş makinası gözüyle bakarsan dişliler arasına sıkışan olur böyle arada. Düzeni kabul etmeyen, edemeyen.

Amy kendini mi mahvetti? Biz mi onu mahvettik? Müzik sektörü mü çekti son tetiği?

İnsan bazen taklaya girdi mi çıkar mı bilinmez....

Ben hep Kurt'e benzettim onu.

Yalnız başına acısını yaşamak isterken biz kolundan çekiştirip duruyorduk sahneye.

Hayranlarına karşı sorumlulukları mı vardı? Yoo, yok öyle birşey. Her insan yalnızca kendine karşı sorumluluk taşır.

İntihar mı etti, kazara mı öldü. Bilmiyorum. Fark etmez. Ylanız başına bir otel odasında öldüğünü duydum ben. Bu yeterli. Dha fazlasını bilmeye gerek yok.

Bir sürü para mevzuları dönecek yine arkasından. Söylenen çok söz olacak. Duymak falan istemiyorum.

Ben o anoreksik hale gelmeden önceki güzel sesli güzel kadını anımsamak istiyorum mümkünse.

Burada önemli olan 27 yaş mevzusu.

Bu sene ölür müyüm bilmem ama emin olun 27 yaşta bir lanet var.
Yaşlanmaya başladığım yaş 27.
Saçımda beyazlar değil ama sabahları uyanınca boynumda gördüğüm bir iki kırışık.
Geri dönemeyeceğinin farkındalığı.
Acele etme isteği, geç kalma korkusu.

En iyisi 27'de ölmektir belki.

1 yorum:

Modafobik dedi ki...

Her bir cümlesine katılıyorum bu yazının ah Amy ah..