Zen ve Okçuluk - Kitap Özeti

29 Şubat 2012 Çarşamba

Zen ve Okçuluk aslında Japon kültürünün kadim savaş sanatlarından Okçuluğu, Zen kavramını anlamak için anlatmaya çalışan bir kitap olsa da kitabı okudukça şu düşünceden alamadım bir türlü kendimi “Ama bu kitap yogayı anlatıyor aslında!”

Kitap okurken alt çizme alışkanlığım var, hem önemli yerleri daha sonra göz gezdirirken anımsamak adına, hem bazı cümleleri kendi yaşantıma katmak adına. Bu kitapta hemen hemen her yerin altını çizdim diyebilirim. Pek çok açıdan bana ilham oldu J Okçuluk ustasının tüm sözleri hayatta yol gösterici niteliğinde, benim hayatım için tabii.


Öncelikle nefes çalışmaları var. Kitapta ayrıntılı olarak anlatılmış. Ok atışını yapabilmek için çok önemli adımlardan biri nefes çalışmaları.”Soluk alış verişlerini doğru yapmayı başarırsanız okçuluk sizin için günden güne kolylaşan bir uğraş olur” diyor usta, bu sözü aynen yogaya uyarlamak mümkün.  Soluk alış veriş kendiliğinden yay çekme işine uyum sağlıyor, nefes ve okçuluk birbirinden ayrı düşünülemez bir bütün oluyor. Aynı yoga uygulamasında olduğu gibi, nefes ile akılıyor.

Yine okçu ustasının “Doğru yolda amaç güdülmez, yarar beklenmez, hedefi vuracağım diye ne kadar çabalarsanız o kadar başarısız olursunuz, amaçtan o kadar uzaklaşırsınız. Bir şey başarma tutkunuz yolunuza dikilmiş bir engeldir. Kendiniz işe karışmadan bir şeyin olamayacağını sanıyorsunuz.” sözüyle bizim yoga derslerinde hep söylediğimiz “Poz içerisine tam olarak en doğru şekilde girmeye çalışmak değil önemli olan bunun araştırması içinde olmak, hırs yapmamalı, hedef koymamalıyız...” aynı şeyleri anlatmıyor mu? Ben tam olarak aynı şeyleri anlattıklarını düşünüyorum.

İnsan nasıl kendinden sıyrılır? Kişi amaçsızlık içinde hareket edebilmeyi, sonuçlara odaklanmadan yalnızca şu an yaptığına konsantre olmayı nasıl deneyimler? Birşeyi zrola duymamak yada zihni kapatmak mümkün değildir. Ancak aldırmadığımız zaman duymamaya başlarız. Çabalamama çabasının, çabalamadan, kendiliğinden olabilmesi... Eforsuz bir efor ile, yoğunluk ile kalabilmek. Fiziksel bedeni, zihinsel varlığımızı ve nefesimizi aynı noktaya getirebilmek.  Ne geçmişe, ne geleceğe odaklanmadan yalnızca şu anın ve şimdi yaptığımızın farkında olmak. Bağlarımızından kurtularak tüm benliğimizi, tamamiyle bırakabilmek... Özgürleşmek... Ve öz olmak.

Yoga da aynı Okçuluk gibi bir jimnastik ya da spor değil. Başarı yoganın akışına (ok atış sürecinin tümüne) kendini kaptırmaya bağlı. “Oluyor mu, olmuyor mu” diye düşünmeye gerek duymadan çalışmak gerek.  Bunun için de yoganın (okçuluğun) tekniğinin bıkmadan usanmadan alıştırmalarla iyice özümsenmesi, pekiştirilmesi gerekir. “Practice, practice, practice!” J

Ve kitabın en sevdiğim kısmı, kendi yoga pratiğimi uygularken de bana yol gösterecek kısım; iyi bir ok atışı yaptığında sevinen öğrenciye usta diyor ki “Kendinizi yine ne sanıyorsunuz? Kötü atışlara üzülmemeniz, iyi atışlara sevinmemeniz daha doğrusu başka biri başarılı bir atış yaptığında nasıl seviniyorsanız öyle sevinmeniz gerekir. Buna da yılmadan çalışmalısınız. Bunun ne kadar önemli olduğunu bilemezsiniz.” Benim kendi uygulamam için yorumum şu şekilde, pozları doğru yaptım yada yanlış yaptım, bir başkası benden iyi yaptı yada kötü yaptı vs. şeklinde hislere kapılmamayı öğrenmek gerek. En azından bu arayış içinde olmalı. Bunu yapan sen değilsen, o ise, “öz” ise, yaptığın şeyin başarısından yada başarısızlığından sevinçlere/üzüntülere kapılmak ne kadar anlamsız!  Önemli olan yol iken, varılacak noktaya odaklanmak... O yolun keyfini çıkarmak, karşına çıkardıklarını özümsemek, değişmek ve dönüşmek  gerek...


0 yorum: