Seyahat Etmek Üzerine

23 Haziran 2012 Cumartesi

Kuala Lumpur - Malezya'dan bu sabah döndüm. İş için bir haftalığına yalnız başıma çıktığım bu gezi ile birlikte aklımda oluşan bazı düşünceler var seyahet etmek üzerine. Bunları gezgin dostlarımlarımla paylaşmak istedim ;)
1- Yalnız seyahet etmek harika bir duygu! Daha önce pek çok kez yurt dışına çıkmış olsam da ilk kez tek başıma gittim bir ülkeye. Önce biraz stresliydim açıkçası bu durumun beni nasıl etkileyeceğini çok öngöremiyordum ama zamanla anladım ki yalnız başına seyahat etmek inanılmaz bir özgürlükmüş :) Bir defa kimseye bağımlı olmuyorsun; istediğinde yatıp istediğinde kalkıyor, istediğin yerde yiyip istediğin yeri istediğin kadar geziyorsun. Kimse karışmıyor. Bu benim için harika bir duygu oldu açıkçası zira daha önceki iş gezilerinde maalesef 10 -12 kişilik bir grupla hareket etmek zorundaydım.
Tahmin edileceği gibi bu kadar kalabalık olunca her kafadan türlü ses çıkıyor ve genellikle anlamsız bir durma/bekleme/eylemsizlik hali vuku buluyor. Ayrıca ne istediğiniz yeri gezebiliyorsunuz ne de istediğini yiyebiliyorsunuz; hele ki erkekler çoğunluktaysa bu grupta 2 hafta boyunca Mc Donalds ya da Burger King'de yemek yemek zorunda kalabilirsiniz benim gibi. Tabi yalnız olunca da rahat hareket edemediğiniz durumlar oluyor, bir defa sürekli başkalarından sizin fotoğraflarınızı çekmenizi rica etmek durumunda kalabilirsiniz ya da denize girecek olsanız aklınız sürekli kumsalda bıraktığınız eşyalarda olacaktır. Tabi bu dezavantajı yeni arkadaşlar edinerek, yeni insanlarla tanışarak avantaja çevirebilirsiniz :)
Diyeceğim şu ki, seyahatlerinize yalnız çıkın ya da yanınıza en fazla 1-2 kişiyi alın iyi anlaşabildiğiniz. İnanın çok daha özgür ve kafası rahat hissedeceksiniz kendinizi ;)
2- Hafif olun! Yanınızda ne kadar az eşya götürürseniz o kadar rahat hareket edeceksiniz. Ay şu lazım olur mu, bu lazım olur mu diye düşünmeyin; muhtemelen ihtiyacınız olmayacak çünkü. Örneğin çantanızı türlü çeşit kremler, şampuanlar, saç kurutma makineleri vs. ile doldurmayın. (Eğer bir otelde kalacaksanız zaten şampuan, krem, terlik, havlu vs. herşey odanızda hazır olacak.) Evinizdeki tüm konforu yani evinizi yanınızda götürmeye çalışırsanız ne kadar farklı olabilir ki gittiğiniz yer? Çantanız ne kadar küçük olursa inanın bana o kadar özgür olacaksınız. Bavul hazırlamaya vakit ayırın, optimum sayıda eşya götürün yanınızda. Needendir bilinmez ama her zaman dönerken bavul hazırlamak daha zordur, getirdiklerinizi götütürken bir türlü sığdıramazsınız bavulunuza. Bu durumda benim gibi yapabilir, eskileri geride bırakabilirsiniz :) (Çoraplara ya da çamaşıra hiç acımıyorum mesela, kirliyi yanımda taşıyacağıma atıyorum eskilik/yenilik durumuna göre.)
Özetle; seyahat sırasında çantanız ne kadar hafifse siz de o kadar hafif olacaksınız; ne kadar az eşya = o kadar çok özgürlük!
3- Ayakkabınızı doğru seçin!  Bunu maalesef dün yaşadığım kötü deneyime dayanarak söylüyorum, gezerken giydiğiniz ayakkabı çok ama çok önemli. Dün neredeyse 5-6 saat gezdim ve ayağımda lanet olası bir çift babet vardı; büyük hata :( Size tavsiyem ortopedik bir ayakkabı seçmeniz mümkün olan en hafif cinsinden. Eğer sıcak bir memleket ise gideceğiniz ortopedik bir sandalet iyi bir seçim olabilir. Bunu söylüyorum çünkü parmak arası terlikle gezen turist çok görüyorum. Yazık o ayaklara, gün sonunda o topuklar özellikle sızım sızım sızlayacaktır. Ben şu yandaki gibi modellerden bahsediyorum. Evet çok şık değil belki ama yeni bir yeri keşfederken bana şıklık mı daha önemli rahatlık mı derseniz, kesinlikle rahatlık derim. Ha bir de 4-5 saatlik uçak yolculuğuna topuklu ayakkabı ve daracacık pantolanlarla gelen bir zihniyet var ki onu hiç anlayamayacağım. Ben şahsen Eşofam altı - tişört - spor ayakkabı üçlüsüyle çok mutluyum, insanın kendine eziyet etmesine gerek yok.

4 - Gerçekten bu kadar çok fotoğrafa ihtiyacınız var mı? Ay şurada da fotoğrafım olsun, burada da fotoğrafım olsun derken ne kadar çok şey kaçırdığımızın farkında mısınız? İnternet ile birlikte mi oldu yoksa Facebook ile mi başladı bilmiyorum ama hepimizde maalesef ki "fotoğraf çektirme" deliliği baş gösterdi (ben de bunlardan biriyim maalesef); dijital fotoğraf makinalarının işi kolaylaştırmasının da bunda etkisi büyük sanırım. Herkes birer profesyonel makina edindi, o koskoca aleti ve türlü çeşit ekipmanını yanında taşır oldu. Yine soruyorum, bu kadar çok fotoğrafa gerçekten ihtiyacınız var mı? Benim düşüncem eğer profesyonel fotoğrafçı değilseniz, profesyonel makina taşımanıza gerek olmadığı yönünde. Eğer anı fotoğrafı denilen şeyse istediğiniz küçük bir dijital makine de işinizi görecektir. Ve evet her binanın yanında, her heykelin önünde ve her ağacın altında fotoğraflarınız olması gerekmiyor. Önemli olan yaptığınız keşifler, yaşadığınız macera ve htırlanacak anılar. Bunlar için 250 çeşit fotoğrafa gerek yok. (Bunu hep birlikte hatırlamamız gerekiyor)
5 - Çanta çanta söyle bana... Yine dün yaşadığım kötü deneyimin etkisiyle gezerken çanta seçiminin de ne kadar önemli olduğunun farkına vardım. Ben işten çıktığım için maalesef yanımda sırt çantam ve içinde de laptop-laptop şarjı vs. vardı. Çok ağır bir sırt çantasıydı anlayacağınız. Bir de kalabalık bir pazarda olacağımdan cüzdanıma sahip çıkmam konusunda uyarmışlardı beni, bu sebeple o ağır sırt çantasını sırtıma değil öne doğru takarak taşımak durumunda kaldım. Sonuç felaket bir bel ağrısı ve uzun saatler süren rahatsızlık :( Evet gezerken sırt çantası rahat oluyo ancak sırt çantaları kalabalık sokaklarda yankesicilere davetiye çıkarıyor. O yüzden bence gezerken en iyisi küçük bir postacı çantası takmak. Hem güvenlik hem de rahatlık bakımından... Ben bu seyahatim boyunca Gizem Altın Nance'in yazdığı " Bir Bilet Al" isimli kitabı okuyordum. Sanırım kendi deneyimlerim kadar onun yazdıklarının da etkisi oldu bu yazının ortaya çıkmasında :)

Herkese bol keşifli, güzel bir yaz dilerim. 

Her seyahatinizde gezgin olmanın turist olmaktan farklı olduğunu hatırlamanız dileğiyle ;)

0 yorum: