Yanlışlar

14 Mart 2014 Cuma

1 - Türkiye'yi İstanbul'dan ibaret sanmak. Belediyecilik kavramının içinin boşaltılması. 

Çok samimi söylüyorum kendisini İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sanan bir Başbakanımız var. (Cumhurbaşkanı da kendini Başbakan Yardımcısı -zaman zaman da noter - sanıyor da o başka bir yazının konusu) Sık sık yandaş medyada programlara katılıyor Tayyip Erdoğan biliyorsunuz. Bu programlarda sorulara cevap veriyor. (Ya da cevaplara soru soruyorlar) 2 gün evvel yine ekranlardaydı.
Tahammül sınırlarımızı zorlayarak izledik. Başbakanımız sürekli ama sürekli İstanbul'a yapılan yatırırmlardan, 3.köprüden, 3.havalimanından, Marmaray'dan bahsetti. Yabancı biri görse kendisinin Belediye Başkanı adayı olduğunu sanır. Aynı tutumu Gezi olaylarında da sergiledi hatırlarsanız. Kadir Topbaş'ın sesi çıkmazken, hatta neredeyse "Aranıyor" ilanı verecektik, hep Erdoğan konuştu. Türkiye'nin İstanbul'dan ibaret olmadığını, tüm yatırımın bu şehre yapılmaması gerektiğini, aksine; İstanbul'a olan göçün durması için şehrilerin aynı nüfus yoğunluğu - sanayileşme vs. düzeyine getirilmeye çalışılması gerektiğni bilmiyorum daha fazla söylemeye gerek var mı? Diğer taraftan AK Parti oy toplarken "zaten yapması gerektiği şeyleri yaptığı için" takdir edilmeyi bekliyor. Örneğin Kozyatağı Carrefour'un oradaki üst geçitte devasa bir pankart vardı: "Sokakları değnekçilerin elinden kurtardık, artık İSPARK var" tadında bir afiş. İnsan bazen gerçekten hayret ediyor. Yahu sokakları değnekçilerin ele geçirmesi halkın suçu mu? bu bir. Değnekçiliği "yasal" olarak şimdi belediye yapıyor yani, bu iki. Muhtemelen aynı değnekçilere size vergi (ya da rüşvet?) ödemeleri karşılığında bu sokakları geri verdiniz, bundan bizim faydamız ne? bu üç. Normal şartlarda ücretsiz park yeri olması gereken alanlardan üstüne para istiyorsunuz, bunu bizim faydamızaymış gibi de önümüze sunuyorsunuz, bir de bu yüzden oy istiyorsunuz? bu da dört. Tokat'ta İstanbuk'a yapılan 3.köprü sebebiyle oy toplamaya çalışmak var ki bir de, sözün bittiği yer.

https://www.facebook.com/sisteminkolesiolmayin2/photos/a.413909022006449.98936.156490897748264/663088677088481/?type=1&theater 

2 - İstanbul'un Sorunları 

Eğer İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nı yine AKP alırsa, vay halimize. Gelecek 5 yıl içerisinde İstanbul'un yaşanılacak tarafı kalmayacak. Trafik yoğunluğu problemine çözüm olarak Marmaray, 3.Köprü, Metrobüs, Havaray vs. vs. öneriliyor. Hiçbirisi sorunun kaynağına yönelik çalışmalar değil. Sorunun kaynağı nedir: kalabalık. İstanbul hala Türkiye'nin en çok göç alan şehri. ( http://www.ensonhaber.com/turkiyenin-en-cok-goc-alan-en-cok-goc-veren-illeri-2013-02-02.html)

Neden?

Çünkü tarım bitti, üretim & sanayi belli başlı bölgelerde toplandı, çünkü tüm yatırım başta İstanbul olmak üzere 2-3 şehire yapılıyor. Dolayısıyla insanlar geliyor da geliyor. İstanbul'a göçün önüne geçilmediği sürece (saçma sapan vize uygulaması kurallarından bahsetmiyorum elbette) İstanbul'un trafik yoğunluğu problemine çözüm bulunması İMKANSIZ.

Çevreye verilen zarar öyle bir boyutta ki, yukarıda da dediğim gibiİstanbul bu gidişle inanılmaz kirli havası, kalabalığı ve bitmek tükenmek bilmeyen inşaat alanlarıyla kocaman bir şantiye haline gelmiş Çin'in Şangay şehrine dönecek. Kim demişti hatırlamıyorum ama "Kalkınmanın yol yaparak olacağını bir tek 3.Dünya ülkeleri düşünür."

3- Sağlık Alanındaki Sorunlar 

Daha önce de defalarca söylediğim üzere, sağlık sisteminin şahane olduğunu düşünen dostlarım bir günlerini babam ve benimle birlikte devlet hastanelerinde geçirirlerse, düşünceleri kesinlikle değişecektir. Yine, kalabalık sebebiyle hastaneler dolup taşıyor. Kanser hastalığında günler önemliyken hastanede biyopsi için 2 ay sonrasına tarih veriliyor. Prosedürler, prüsedürler, prosedürler... Özel hastanelere verecek paranız yoksa, devlet hastanelerinden sağ çıkmanız çok zor. Çok ama çok fazla hasta var! (ki bu da zaten sistemin genel problemi) Bu saydıklarım İstanbul için geçerli, küçük şehirlerde yoğunluğun daha az olacağını varsayıyorum. 

Tüm gün yasası ile devlet hastanelerindeki tüm doktorlar kaçırıldı. Eğitim Aaraştırma Hastanelerinde profesör bulunmuyor, birimler teker teker kapanıyor. Özel Hastaneler ise hastayı "ayakta öpmek" üzerine kurulu bir anlayışa sahipler. Biliyorsunuz Özel Hastanelerin büyük kısmı (hem yeşil sermayenin elinde) SGK ile anlaşmalı. Belirli uygulamalar için belirlenen fiyatlar hastaneden hastaneye inanılmaz farklılık gösteriyor. Gamma Knife operasyonu için Florence Nightingale hastanesi 1500 lira isterken (pazarlık payı var) Acıbadem 4000 lira istiyor. Ki kanser tedavisi sözde "%100" sigorta kapsamında. Biyopsi yaptırdığımız Medical park hastanesi SGK anlaşmasına rağmen bizden 1400 lira para aldı. (kesilen faturalar da akıl karıştırıcı) Bir hastane 22 liraya serum takarken, diğeri 120 liraya takıyor. örnekler daha da çoğaltılabilir. özel hastanelerde inanılmaz büyük sahtekarlıklar yaşanıyor. Devlet gereksiz ameliyuatlarla, ilaçlarla dolandırılıyor. Devlet Hastanelerinde işlemlerinizi yaptırabilmek için, hala, doktorlara faturasız para ödemek, bir tanıdık bulup işleminizi ön sıraya aldırmak zorundasınız.

 Vakit buldukça devam edeceğim...

0 yorum: