Hakkımda

widfara/bad-baht Mart 2008'de doğdu. Sanırım o zamanlar Radikal Genç ekinde ve www.siyahkahve.com'da yayınlanan yazılarımı bir araya toplamayı tasarlamıştım; ki ilk yazı olan Juno öyledir. İlk zamanlar sadece kişisel şeyler yazıyordum, başladıktan hemen hemen bir yıl sonra, şubat 2009'da asıl halini aldı. Hem daha sık hem de daha çeşitli şeyler yazmaya başladım. Önceleri sadece yakın çevremden oluşan takipçi sayım da zamanla artmaya başladı, şu anda 96 kişi, umarım daha da artacak.(115 oldu :) )

widfara, Yüzüklerin Efendisi 3.kitap Kral'ın Dönüşü'nde geçen bir karakterin ismi, Rohan'ın öncü atlılarından biri. Bu ismi Lise 2.sınıftayken not aldığımı hatırlıyorum, okunuşu çok hoşuma gitmişti çünkü. Daha sonra çeşitli internet ortamlarında kullanmaya başladım bu nick'i ama insanların beni bu isimle çağırmaya başlaması www.ytuforum.com zamanlarına denk gelir. Kendimi "Burcu"dan çok widfara olarak hissediyorum ve kendi ismimden çok bunu kullanmamın sebebi de budur. bad-baht ise Gökhan'ın bana kötü talihimden ötürü söylediği kelime oyunlu güzel bir söz öbeği. Blogun ismi oldukça kişisel anlayacağınız, bunun zorlukları var aslında, insanlar günlük olduğunu sanıyorlar ve okuyucu çekmekte zor oluyor böyle bir isimle, ismini değiştirmeyi düşündüm ancak vazgeçtim. widfara/bad-baht benim ilk göz ağrım ve onu bu şekilde seviyorum.

widfara, yani ben, yani Burcu Mercan ise 16 ocak 1984'te İstanbul'a coğrafi olarak çok yakın, kültürel olarak çok uzak küçük bir yerde, Bandırma'da doğdu, üniversiteye kadar da oradan çıkmadı. 10 yıl önce YTÜ Endüstri Mühendisliğini kazandığından beri ise İstanbul'da yaşıyor kardeşceğizi ile birlikte. (Kız kardeşi 1 ay içinde evlendiğinden artık yalnız yaşamaya başlayacak) İstanbul'u seviyor hem de. Yıllarca biriktirdiği "gezme özlemi"ni son 4-5 sene içerisinde tatmin etme fırsatı buldu.(Sık sık sorulduğundan yazayım. Nisan 2008'den beri SAP QM Danışmanı olarak çalışıyorum, bir danışmanlık firmasına bağlıyım ancak şimdiki projem Unilever'in çok uluslu bir projesi. Bu "çok uluslu" proje sayesinde Asya-Afrika'da pek çok ülkeyi görme fırsatım oldu.)

Aslında sinema benim çocukluk hayalim. "Sen büyüyünce ne olacaksın?" sorusuna hatırladım/verdiğim ilk cevap "dublör"dür. Millet peçete, kokukulu kağıt vs. koleksiyonu yaparken ben sinema haberlerini keser biriktiridim. Bu tutkum hiç değişmedi. Ancak hiç oyuncu olmak istemedim ben, filmler hakkında konuşmak, yazmak istedim hep.(Şimdi ise diziler hakkında konuşuyor/yazıyorum)

Her ne kadar bu konuda eğitim alma fırsatım olmasa da (hımm madem notların iyi sayısalda oku, hımm madem öss puanın iyi geldi endüstri mühendisliği oku sen..) bu tutkumu "blog" yazarak tatmin etmeye çalışıyorum.

Eskiden daha çok film izlerdim ama 2-3 senedir düştüğüm dizi batağından çıkamıyorum bir türlü. En çok eski tip sinema salonlarında film izlemeyi seviyorum, alış-veriş merkezlerindeki sinema salonlarından nefret ediyorum.

Sıradan bir insanım. Çok farklıyım, acayibim, şöyle de değişim desem yalan olur. Sıradanım ve bu sıradanlığın farkındayım, beni diğer insanlardan daha üstün kılacak bir unsur yok. Biraz fazla kırılgan, fazla hassas bir yapım var maalesef; ancak geçtiğimiz 4 - 5 yıl içinde duygularımın/hissettiklerimin yarısından fazlasını kaybetmiş olmam dengeledi bu durumu. Beni artık sadece sinema -belki bazen de seyahat- heyecanlandırabiliyor; genelde hayatla sorunları olan sakin bir insanım.

Eğer yazabilseydim, Richard Brautigan gibi yazabilmek isterdim.

Genel olarak ölü adamlara ilgi duydum küçüklüğümden beri, ilkokulda fotoğraflarını biriktirdiğim ilk insan Brandon Lee olmuştur. Onu Kurt Cobain, River Phonenix ve vampirler takip etti.

Hiç bu kadar yaşayacağımı sanmamıştım o yüzden hayat biraz tuhaf geliyor bana. Hani şu uyum sorunu yaşayanlardan biriyim. Bunalımda/depresyonda falan değilim yanlış anlaşılmasın aslında genel olarak mutlu bile sayılırım.

Bol bol izliyorum, bol bol okuyorum, bol bol yazıyorum, azıcık asosyal olduğumdan evden pek çıkmıyorum ama internette bol bol sosyalleşiyorum. Uzun, sıkıcı, didaktik yazılardan nefret ediyorum o yüzden mümkün olduğunca kendimi sıkmayacak şekilde yazmaya çalışıyorum ki insanlar da sıkılmasın. Aslında birinie bir şeyi nasıl anlatıyorsam öyle yazıyorum ben.

Amacım/hayalim/ümidim; bir gün profesyonel olarak bir sitede/dergide yazmak ve endüstri mühendisi olduğumu unutup, her yerine bisikletle gidebileceğim bir Avrupa şehrine yerleşmek.

Okuyan herkese teşekkürler...

İletişim için: widfara.badbaht@gmail.com